Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
DENİZ BANYOSU
Eskiden deniz hamamları ile, ve Cumhuriyetin ilânından bu yana deniz hamamları ve plâjları ile İstanbulun ayrıca bir şöhreti vardır; bu şöhreti dolayısı ile büyük şehirde deniz banyosu önemmli bir konudur; aşağıdaki satırları Dr. Saim Polat Bengiserp’in çok güzel bir makalesinden alıyoruz :
“Aşinaları ve erbabı denizden faydalanmak için yaz mevsimini dört gözle beklerler.
“Hekimlere göre deniz, sağlam bünyeler için mükemmel bir spor, eğlence ve sıhhat kaynağıdır. Hastalıklı insanlara ise deniz, bir zehir çanağıdır.
Mevsiminde, zamanında ve ölçülü olarak yapılan deniz banyoları, deniz sporları, yedisinden yetmişine kadar her yaşta insanın ruh ve bedenine sağlık ve neşe katar.
“Deniz banyosundan kasıt, yalnız suya girip çıkmak değil onun güneşinden de faydalanmaktır. Deniz suları ve sahil kumları, güneşin bir çok hayat verici ışınlarını emerler. Sonra bunları satıhlarından çevrelerine in’ikas suretiyle yayarlar. İşte denize giren insan, sağlığı bakımından bu ışınlardan da nasibini almış olur. Yaşlılar, denizin sathına yakın havayı teneffüs etmekle deniz dibindeki yosunlardan yayılan iyodu da teneffüs etmiş olur ve bu suretle damarları sertlikten koruduğu farzedilen bir maddeyi ciğerlerinden emmiş bulunurlar. Romatizmalılarla fizik tedavi ihtiyacında olanlar, şifayı, güneş ışınlar...
⇓ Read more...
Eskiden deniz hamamları ile, ve Cumhuriyetin ilânından bu yana deniz hamamları ve plâjları ile İstanbulun ayrıca bir şöhreti vardır; bu şöhreti dolayısı ile büyük şehirde deniz banyosu önemmli bir konudur; aşağıdaki satırları Dr. Saim Polat Bengiserp’in çok güzel bir makalesinden alıyoruz :
“Aşinaları ve erbabı denizden faydalanmak için yaz mevsimini dört gözle beklerler.
“Hekimlere göre deniz, sağlam bünyeler için mükemmel bir spor, eğlence ve sıhhat kaynağıdır. Hastalıklı insanlara ise deniz, bir zehir çanağıdır.
Mevsiminde, zamanında ve ölçülü olarak yapılan deniz banyoları, deniz sporları, yedisinden yetmişine kadar her yaşta insanın ruh ve bedenine sağlık ve neşe katar.
“Deniz banyosundan kasıt, yalnız suya girip çıkmak değil onun güneşinden de faydalanmaktır. Deniz suları ve sahil kumları, güneşin bir çok hayat verici ışınlarını emerler. Sonra bunları satıhlarından çevrelerine in’ikas suretiyle yayarlar. İşte denize giren insan, sağlığı bakımından bu ışınlardan da nasibini almış olur. Yaşlılar, denizin sathına yakın havayı teneffüs etmekle deniz dibindeki yosunlardan yayılan iyodu da teneffüs etmiş olur ve bu suretle damarları sertlikten koruduğu farzedilen bir maddeyi ciğerlerinden emmiş bulunurlar. Romatizmalılarla fizik tedavi ihtiyacında olanlar, şifayı, güneş ışınlarını emmiş bulunan kızgın kumlarda bulurlar. Denizin iyi edici hassaları saymakla bitmez, tükenmez. Geniz tıkanıklığına, kronik nezlelere deniz suyu bire birdir. Bir kere suya girmekle derinin mesamat dediğimiz hava boruları, terden, kirden temizlenerek vücudun havalanması sağlanmış olur. Ondan sonra denize girildiği anda çevre kan damarları büzüşerek çevre kanını içe yollar. İlk girildiği andaki üşüme, ürperme bundandır. Denizden çıkınca girişin tersine çevre damarları genişliyerek içteki kanı dışa çeker ki sudan çıktıktan sonra insanın sıcaklık hissetmesi de bundandır. Eğer bu hal olmuyorsa, sararıyor, morarıyor ve zangır zangır titriyorsa o insana deniz yaramıyor demektir.
Bu gibiler denize girmekte israr etmemelidirler.
“Denizden çıkar çıkmaz hemen kurulanmak, ıslak mayoyu değiştirerek kuru bir şort veya mayo giymek faydalıdır. Aksi olursa, hele rüzgâra karşı durularak kurulanmaya çabalanırsa vucüt üşür, sırt ve belde yel dediğimiz kas ağrıları belirir. Islak mayo ile karın üşüyünce de Kolit dediğimiz müz’iç hastalık varsa azar, böbrekler rahatsız olur, mide üşür.
“Deniz banyosu fizyolojik fonksiyonları, metabolizmayı kamçılandığından insanın iştihası artar, ruha sükûnet, sinirlere kuvvet verir. Bu bakımdan yemeklerden önce denize girilmesi daha sıhhidir. Tok karnına girilmesi ise zararlıdır, hazmı geciktirir. Bu sebepten yemekten sonra bir saat geçmeden denize girilmemelidir.
“En uygun denize girme saatleri sabah 9-11 arası, öğleden sonra ise 14-19 arasıdır.
Öğleyin güneş tepede iken denize girmek, güneş ışınlarının en kuvvetli bulunduğu bir an olması bakımından mahzurludur. Bazıları da gece ay ışığında denize girmekten hoşlanırlar. Ama buna hekimler değil, şairler karışır.
“Denizde kalma müddeti bünye bakımından insandan insana göre değişebilirse de ortalama olarak girip çıkma dahil, bir saati aşmamalıdır. Bundan fazlası ifrat olur, zararlıdır. Sabahtan akşama kadar kızgın kumlarda yatıp kalkarak istakoz gibi yanmak ve bütün nüansları ile açık kestaneden koyu kestane rengine kadar renk değiştirmek bir mârifet değildir. Deniz banyosu ve güneş yanmasında dozu kaçıran, ifrata sapanların günün birinde hasta olarak karşımıza çıktıklarını çok görmüşüzdür. Bilhassa akciğerleri zayıf olanların deniz mevsimi geçtikten sonra eylül-ekim aylarında kısa kısa öksürükler, vücut kırgınlığı, akşam ateşleri ve gece terlemeleri ve nihayet mendile bulaşan bir kırmızı leke ile bu aşırılıklarının kurbanı olduklarını, akciğerlerindeki eski geçirilmiş, uyuyan tüberkülozun yeni bir uyanmas ile telâş ve üzüntü içinde bizlere başvurduklarını da çok görmüşüzdür.
“Biz hekimler, bilhassa gencler arasında fazla gözüken bu çeşit tüberküloz uyanmasına “Plaj salgını” diye de bir ad takarız.
Çocuklukta tüberküloz geçirip de iyi olanların ciğerlerinde geçen hastalığın hâtırası olarak kireçlenmiş bir nokta kalır. Buna bir mangal içinde üzeri küllenmiş bir kıvılcıma benzetebiliriz. İşte deniz banyosu ve sporun ifratında vücuda fazla işleyen güneşin ültraviyole gibi bazı ışınları bu külü savurur, kıvılcım meydana çıkar ve ateş bacayı sarar. Onun için deniz mevsimi gelince aile hekiminin kontrolünden geçmek faydalıdır.
“Atalarımızın: “Karpuz kabuğu denize düşmeyince denize girilmez” sözlerinde “Su ısınmayınca denize girilmez” hikmeti saklıdır.
“Bazı insanların bünyeleri, sıhhî durumları ılık, bazılarınınki ise soğuk sudan hoşlanırlar. Sinirli, hırçın, asabî mizaçlı dediğimiz ve bir şok tesiri elde etmek istediğimiz kimselere soğuk suya girmek bir kamçı etkisi yapar ve yarar. Kaçmış bulunan uykuları geri dönerek ruhları sükûn bulur.
“Zayıf bünyeli, mide ve bağırsaklarından, böbreklerinden rahatsız kimselere de ısınmış, ılık deniz suyu iyi gelir. Bu tasnife göre Boğaziçi sularını birinci kategoride, Florya, Moda, Caddebostanı, Suadiye, Bostancı, Maltepe ve Pendik gibi Marmara sahili sularını da ikinci kategoride mütalâa etmek yerinde olur .
Muhakkak ki denize temiz sulardan girilmelidir. Bu da lâğımların aktığı, cöplerin döküldüğü yerlerde denize girmeyiniz mânâsınadır. Ama canım İstanbulun bu vasıfta hangi sahili kaldı? Kadıköy ve Kızıltoprağın birçok evlerinin lâğımlarının bağlandığı meşhur Kurbağalı Derenin aktığı Kalamış koyundan mı denize girelim? Yoksa Bağdat Caddesindeki ev ve villâların lâğımlarının belediyenin müsamahasiyle bağlandığı yeni yağmur suyu drenaj kanallarının akıtıldığı Caddebostanı, Suadiye, Bostancı sahillerinden mi denize girelim?
“Bütün bu sahiller, maalesef bir takım egoist ve vatandaş hukukuna saygıdan yoksun hemşehrilerin lâûbaliliği ve belediyemizin de kontrol ve murakabedeki müsamahasiyle bugün lâğım suları ile mülevvestir. Bereket versin ki su her şeyi temizlediği gibi buralara akan lâğımlar, denizin uçsuz, bucaksızlığında dilüe olarak patojen olma vasfını ve bulaşıcı salgın hastalıklar yaratma vasfını kaybedebilmektedirler.
“Sahillerimizin bu lâğım suları ile bulaştırılma lâûbaliliğine şimdi bir de deniz vâsıtalarının akar yakıt artıklarını ulu orta her yerde salıvermelerinin kepazeliği eklendi. Bütün dünyanın bir cennet gözü ile baktıkları ve içinde yaşamayı bir nimet saydıkları Boğaziçi ve Marmara sahillerimizde denize girmek dert olmuşdur.
Sevine sevine, serpile serpile denizin kucaklarına kendinizi gönül rahatlığı ile bırakamazsınız.
Suyun sathında ya bir pislik topağı, yahut rengârenk lem’alarla parıldayan akar yakıt artığı sırnaşık bir parazit gibi sırtınıza konar, sizde de ne keyif, ne de neşe kalır artık.” (Dr. Saim Polat Bengiserp, Cumhuriyet Gazetesi).
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM080727
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 8, pages 4412-4414
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.