Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
DELLÂK
Arabca “el ile sürtme oğuşdurma” anlamında “delk” kökünden yapılmış türkçe isim: “Hamamda vücûdu, kese ve sabun sürerek yıkayan, vücûdu oğuşduran uşak”; Osmanlı saraylarının husûsî hamamlarında bu işle görevli gencler de “dellâk” adını taşımış olmakla berâber dellâk denildiği zaman ilk hatıra gelen çarşı hamamları uşaklarıdır.
Büyük şehir İstanbulun günlük hayatında, bedenin cild temizliği kadar şer’î temizliği bakımından, çarşı hamamlarının yeri çok önemli olmuşdur; hamamlarda rindârı ve kalenderâne zevkü sefa esbabı aranmış, dolayısı ile dellâkler, vücud yapıları kusursuz, eli ayağı düzgün, yüz çizgileri dilber, hareketli, canlı, yorucu hizmete de dayanıklı genclerden seçilerek alınmışlardır; bu bakımdan divan edebiyatımızda kalenderlik yollarında ömür tüketmiş şâirlerin kalemleri ile, bâzıları hakikaten güzel şiirlerin de mâtufu olmuşlardır.
Hamam içinde çıplak dellâkın, tanzîmata kadar ilk bakışda alâmeti fârikası siyah peştemalları olmuşdu; müşteri peştemalları beyaz zemin üzerine kırmızı, güvez, sarı çubuk kafesli, dellâk peştemalları da beyaz zemin üzerine siyah çubuk kafesli dokunmuşdur; siyah peştemalın müşteriye verilmesi dellâkın da diğer peştemalları sarınması eski hamam nizamnâmelerinde kesin olarak yasak edilmişdir.
Hicrî 1040 (M. 1630-1631)
Tarihli nizamnâme
Dellâ...
⇓ Read more...
Arabca “el ile sürtme oğuşdurma” anlamında “delk” kökünden yapılmış türkçe isim: “Hamamda vücûdu, kese ve sabun sürerek yıkayan, vücûdu oğuşduran uşak”; Osmanlı saraylarının husûsî hamamlarında bu işle görevli gencler de “dellâk” adını taşımış olmakla berâber dellâk denildiği zaman ilk hatıra gelen çarşı hamamları uşaklarıdır.
Büyük şehir İstanbulun günlük hayatında, bedenin cild temizliği kadar şer’î temizliği bakımından, çarşı hamamlarının yeri çok önemli olmuşdur; hamamlarda rindârı ve kalenderâne zevkü sefa esbabı aranmış, dolayısı ile dellâkler, vücud yapıları kusursuz, eli ayağı düzgün, yüz çizgileri dilber, hareketli, canlı, yorucu hizmete de dayanıklı genclerden seçilerek alınmışlardır; bu bakımdan divan edebiyatımızda kalenderlik yollarında ömür tüketmiş şâirlerin kalemleri ile, bâzıları hakikaten güzel şiirlerin de mâtufu olmuşlardır.
Hamam içinde çıplak dellâkın, tanzîmata kadar ilk bakışda alâmeti fârikası siyah peştemalları olmuşdu; müşteri peştemalları beyaz zemin üzerine kırmızı, güvez, sarı çubuk kafesli, dellâk peştemalları da beyaz zemin üzerine siyah çubuk kafesli dokunmuşdur; siyah peştemalın müşteriye verilmesi dellâkın da diğer peştemalları sarınması eski hamam nizamnâmelerinde kesin olarak yasak edilmişdir.
Hicrî 1040 (M. 1630-1631)
Tarihli nizamnâme
Dellâkler çüstü çâlâk (yakışıklı, yaraşıklı, canlı, hareketli) ola;
Baş traş etmede usta olar ve usturalarını keskin bulundururlar;
Canla başla hizmet edip müşteriye muhkem kese vuralar, ve sabunla iyi yıkayalar, ve keselerini dâima pâk tutalar.
Hicrî 1050 (M. 1640-1641)
Tarihli nizamnâme
Dellâk müşteriyi tıraş ettikde boynuna peştamal tutaki dellâkin teri müşteri üzerine akmaya;
Dellâk müşteriye riâyet idüb yıkadıkdan sonra pâk ve kuru peştamal ve silecek vere;
Dellâk ibrişim peştamal kuşana;
Müşteri murad ettiği dellâki istihdam ide;
Müşteriyi yıkayub çıkardıkda dellâk bahşiş için onu göz hapsine almaya:
Dellâka bahşiş müşterinin mürüvvetine kalmışdır;
Müşteri mürüvveten dellâka bahşiş verse, ona gülsuyu ile riayet oluna.
Hicrî 1091 (M. 1680-1681)
Tarihli nizamnâme
Dellâklar çüştü çâlak ve usturaları keskin ve tarşda usta olalar.
Dellâklık için eski nizamnâmelerde yaş tahdidî yokdur, aşağıda gereği kadar tafsilât ile kaydedeceğiz, 13-14 yaşlarındaki çocuklar “dellâk şâkirdi”, “dellâk yamağı” adı ile hamamlara alınmışlar ve müşteri hizmetine çıkarılmışlardır.
Lâle Devrini yıkan 1730 ihtilâline kadar Istanbul hamamlarındaki dellâkların büyük çoğunluğunu arnavudlar teşkil etmişdi; arnavud dellâklerin Istanbul hamamlarını istilâsı ne zaman başlamışdır tesbit edemedik, fakat, ayaklarının İstanbul hamamlarından kesilmesi için hiçrî 1147 (milâdi 1734-1735) tarihli bir ferman vardır.
Büyük vezir Dâmâd Nevşehirli İbrahim Paşaya karşı 1730 daki kanlı ayak takım, erâzil ve eclâf ayaklanmasının yalın ayaklı lîderi Beyazıd Hamamında tüysüz oğlanlık çağından beri dellâklık ede gelmiş arnavud şehbazı Patrona Halil olmuşdu (B.: Halil, Patrona). İhtilâlde Uçüncü Sultan Ahmedin yerine Osmanlı tahtına oturan Birinci Sultan Mahmud, kara peştemallı hamam çıplağı bir arnavud uşağın o havsala almaz küstah cür’etini unutmamış, onu ve hepsi erâzilden ayakdaşlarını idam ettirdikden dört sene sonra, 1147 de İstanbul Kadısına gönderdiği bir fermanla, bundan böyle İstanbul hamamlarında arnavuddan dellâk, natır, her ne isim altında olursa olsun uşak istihdam edilmemesini emretmişdi. İstanbul hamamlarında çalışan natır, dellâk ve külhancı hamam uşakları hakkında çok kıymetli bir vesika olan bu fermanın bugünkü dile çevrilmiş sûreti şudur :
“Hamamcılar kâhyası, hamamcı esnafının yiğit başıları ve şeyhleri tarafından İstanbuldaki bütün hamamların birer defteri tanzim edilecekdir. Bu defterlerde, hamamlarda müstahdem natır, dellâk ve külhancı ne kadar hamam uşağı varsa, hepsi isim ve künyeleri ile kaydedilecek ve nereli oldukları yazılacak, şekil ve şemâilleri de târif edilecek, arnavud olanların isimleri yanına da arnavuddur diye kırmızı kalemle işâret edilecekdir. Bundan sonra hamamlara dellâk ve natır alınmak iktizâ ederse, arnavud tâifesinden, büyük veya küçük tek ferd uğratılmayacakdır; hamamlara Anadolu yakalarından gelmek türk uşakları, nefsi İstanbuldan müslim ve hiristiyan cinsinden uşak alınacakdır. Defterlerin tanzîmi sırasında hamamlarda çalışmakda olub arnavud oldukları işâret edilmiş olanlar hamamlardan çıkıp memleketine gider, ve sonra dönerek tekrar dellâk olmak isterse onlar da asla alınmayacaklar, yerlerine yukarda söylediğimiz gibi Anadolu uşağı yahud şehri uşak alınacakdır. Bu husus hamamcılara muhkem tenbih olunacakdır.”
Yukarıdaki fermanda bahsedilen hamam defterlerinde dellâklerin şekil ve şemâil kayıdları ve haklarında verilen diğer izâhat son derecede şayânı dikkatdir; bir kaç örnek alalım; o hicrî 1147 (1734) yılında :
Tophânede Kılıçali paşa Hamamında 12 dellâk vardır, bunların onu arnavud, ikisi türkdür :
1 — Hüseyin bin İbrahim, 17. topcu bölüğünden kara sakallı yekçeşim, Avlonyalı arnavud; 2 — İsâ bin İbrahim, 24. topcu bölüğünden, kumral bıyıklı, Avlonyalı arnavud; 3 — İbrahim bin İsmail, henüz tıraş (yüzüne yeni ustura vurmuş), sarışın, Avlonyalı, arnavud; 4 Hüseyin bin Ali, tâze oğlan, Avlonyalı, arnavud; 5 — Salih bin Mehmed, kara bıyıklı, yekçeşim, Avlonyalı, arnavud; 6 — Hasan bin Murad, 17. topcu bölüğünden, kara sakallı, Avlonyalı, arnavud; 7 — Süleyman bin Ali, 59. topcu bölüğünden, ince kara bıyıklı, Avlonyalı, arnavud; 8 — Osman bin İbrahim, 69. topcu bölüğünden, kara sakallı, Avlonyalı, arnavud; 9 — Yusuf bin Osman, tâze oğlan, Avlonyalı, arnavud; 10 — Ali bin Osman, tâze oğlan, Avlonyalı, arnavud; 11 — Seyyid bin Ali, ihtiyar, Tophaneli; 12 — İbrahim bin Süleyman, esmer tâze oğlan, Akşehirli.
Kasımpaşa’da Büyük Hamamda 13 dellâk vardır, bunun 4 neferi arnavud, 9 neferi türkdür :
1 — Abdullah bin Hüseyin, cârebrû, Avlonyalı, arnavud; 2 — Mehmed bin Hüseyin, sarı bıyıklı, Avlonyalı, Arnavud; 3 — Nasuh bin Kaasım, kara bıyıklı, Göriceli, arnavud; 4 — Hüseyin bin Mehmed, ihtiyar, İstadveli, arnavud; 5 — Mustafa bin Ali, kalyoncu, ihtiyar, Kasımpaşalı; 6 — Hanifî, ihtiyar, Cezayirli; 7 — Ali bin Mustafa, kalyoncu, Kastamonulu; 8 — Ahmed bin Halil, Çârebrû, Paşavadili; 9 — Kasım bin İbrahim, çârebrü, Cezâyirli; 10 — Hasan bin Mustafa, kalyoncu, Çârebrü, Barntınlı; 11 — İbrahim bin Ahmed, kalyoncu, Çârebü, Alaplılı; 12 — Ali bin İsmail, Cebeci, Çârebrü, Taşköprülü; 13 — Mustafa bin Ali, kumral bıyıklı, Hacıoğlupazarlı.
Eyyubda Çömlekciler Hamamında 10 dellâk vardır, yalnız biri arnavuddur:
1 — Ahmed bin Mehmed, 27. yeniçeri ortasından sarı sakallı, Eyyublu; 2 — Mehmed bin İbrahim, 46. Yeniçeri ortasından, kır sakallı, Avlonyalı, arnavud; 3 — Mehmed bin Ali, genc oğlan, Pazar köylü; 4 — Ali bin Ömer, Çârebrü, Pazar köylü; 5 — Hüseyin bin Mahmud, tâze oğlan Eyyublu; 6 — Mehmed bin Abdullah, tâze oğlan, şehrî; 7 — Ali bin Abdullah, çârebrü, şehrî; 8 — Mehmed bin İbrahim, tâze oğlan, şehrî; 9 — Ali, acem köle; 10 — Mirat, Sivaslı, ermeni.
Uç hamamı örnek olarak aldığımız yukarıdaki sicil kayıdlarında dellâklerin izleri: “ak sakallı, kır sakallı, kara bıyıklı, sarı bıyıklı, yek çeşim (tek gözlü), çiçek bozuğu” gibi kelimelerle tarif edilmiş, yaşları da kıl renkleri ile anlatılmak istenmiş, bâzılarına “ihtiyar” kaydı konmuş, genc dellâklar ise pek çeşidli tâbirler ile: “çârebrü, henüz çârebrû, hilâl çâr ebrû, henüz tıraş, genc oğlan, taze genc oğlan, dellâklık genc oğlan, tâze uşak, sabî” diye gösterilmişdir.
Bu hamam uşakları sicil kayıtlarında en mühim noktalardan biri, bâzı dellâkların isimleri yanına “topcu, cebeci, kalyoncu, yeniçeri” gibi asker ocakları isimlerinin kaydetilmiş olmasıdır. Bu da açıkca göstermektedir ki, asker ocaklarının disiplininin bozulmuş bulunduğu XVIII. asrın ilk yarısında, ocaklardan her birinde kayıdlı neferlerin esnaflıkla da meşgul olmalarına ve bu arada bir kısmının hamamlarda soyunub dellâklık yapmasında mahzur görülmemişdir. İşte 1730 ihtilâlinin yalın ayaklı lideri Patrona Halil, bir yanda Bayazıd Hamamında dellâklık ederken, öbür yandan da Tersânede Patrona gemisi efradı arasında kayıdlıdır.
Her devirde süflî hizmetlerden biri olarak bilinmiş dellâklığe, kadimden beri 13-15 yaşlar arasında, mürâhik tâze oğlanlık çağında intisab edilmişdir ;ve 1908 de meşrûtiyetin ilânına kadar böyle ola gelmişdir.
Istanbul hamamlarından arnavudların ayakları kesildikden sonra onların yerini Anadolu uşakları, ve bilhassa Hafikliler, Koyulhisarlılar, Reşâdiyeliyer, Dadaylılar, Araçlılar, Çerkeşliler, ve nefsi Sivaslılar almışdır.
Bir Şengül Hamamı Destanında Sivaslı dellâklar şöyle medhedilmişdir :
Şengül Hamâmında kurulmuş pazar
Kalender hammâmın destanın yazar
Mâvi boncuk ister değmesün nazar
Dellâki pâkize fetâlarında
Tâzeleri onbeş yirmi arası
Sarısı esmeri akı karası
Çıplakların bir peştemal darası
Kızarırlar gül gül göz kantarında
Dellâkin mâyesi Sivasın hâki
Nam virmiş cihâne dellâki pâki
Sivaslı dellâkin çüstü çâlâki
Hümâyi muhabbet zülü târında
Ol şûhi sîmin ten hammam içre nâh
Belinde fûte mi ya ebri siyâh
Pâyin bûs itmemek kasem ki günâh
Has damgası anın topuklarında
Aşk ile hizmetin pervânesidir
Âhû disem halvet sîm lânesidir
Bülbül sanma nâlin terânesidir
Misli menendi yok Rûm diyârında
Aşağıdaki kıtalar da aynı şâirindir :
Koyulhisarlılar cümlesi levend
Desti kîsedârı gaayet hünermend
Kalenderden size pederâne pend
Vahşet üzeredir o misâli pelenk
Kınalı kuzudur Dadaylı fetâ
Sedef perverdesi ol dürri yektâ
Perçemi telinden topuğadek tâ
Dellâki müzehheb şûhi yâkût renk
Gör şu çıplağı ki oğlan Araçlı
Şâhin başı şûhin som sırma saçlı
Dellâklar şâhıdır Yûsüfî taçlı
Nâlini uşşâkın bâşına çelenk
Çerkeşliler cümle zeberdest şehbaz
Hançer nigâhiyle dilberi tannâz
Köroğlun çileden çıkaran Ayvaz
Bir cilvesi binbir Kamûsü Ferhenk
Hafiklinin fidan boylu çıplağı
Uşşâkın mihrâbı yalun ayağı
Anlar germâbenin yüzünün ağı
Kalender tamamdır bunda bu âhenk
Önce arnavudlar, sonra berikiler, İstanbul hamamlarında dellâk olmak üzere vücud yapıları düzgün ve kusursuz, el ve ayak kesimleri biçimli, yüzleri dilber, işin türlü yönden meşakkatine dayanabilecek hemşehri çocukları İstanbula sûreti mahsusada getirilmiş, ve bu oğlanlar hamam kütüklerine önce “delelâk şakirdi”, “dellâk yamağı” olarak kaydedilmişler, işe, hemşehrisi ve ustası dellâki yıkama ile başlayarak; kese vurmasını, baş yıkaması, sabun sürmesini, vücud oğuşdurmasını, kulunc sıkmasını, ve mesleğin diğer adabını, erkânı, müşteri ile ülfet, sohbet, yârenlik yollarını öğrendikden sonra, anane olarak bir perşembe günü, kadim esnaf merasimi ile ibrişimden siyah dellâk peştemalını kuşanarak önce kendi Hamamcı Ağası bir halvetde yıkamış, sonra da o gün ilk gelen îtibarlı müşteriye hizmete çıkarılmışdır (B.: Abdürrahman Refîâ Efendi).
Kadimdenberi İstanbul hamamlarında dellâklar hamamcıdan ücret almamışlardır, müşteri bahşişi ile geçinmişlerdir. Türlü yönden ağır hizmetlerinin bahşişi de bâzan çok dolgun olmuşdur. Şâkird, yamak oğlanlar da ustaları olan dellâkin ortağı ad edilmiş, yaşlıca ve yaşlıca dellâkları ortakları olan tâzelerin, çarebrû ve hilâl ebrûların kazançlarından aldıkları hisseler beslemişdir.
Yemekleri dâimâ bir tencerede meci ile pişirilmiş, aynı sofrada yemek yemişler, ve geceleri de yıllar boyunca hamamlarda yatmışlardır.
Böyle bir hayata 13-15 yaşında atılan dilber çocuğun, yıllar boyunca akran ve emsâli olmayan adamlar arasında, belinde bir tek futa, peştemalla çırıl çıplak dolaşırken başından hayli mâceralar geçeceği âşikardır; onun içindir ki, geçen asrın ünlü dîvan şâirlerinden Yenişehirli Avni Beyin şu beyti bir hakikatın emsalsiz lisan nezâketi ile ifâdesidir :
Ehli ırz olsa da faraza dellâk
Câmei ırzına dinmek yine pâk
Dellâkların müşteriye hizmetden başkaca hamamdaki vazifesi şunlar ola gelmişdir:
Müşteriyi yıkayub çıkardıkdan sonra o kurnayı ve kurna başını yıkamak;
Hamam kapandıktan sonra bütün hamamın içini yıkamak;
O gün hamama ne kadar müşteri gelmiş ise üstlerinden alınan ıslak peştemalları, kullanılmış peştemal, baş havlusu, sırt havlusu, el havlusu, hamam ısıtılınca bütün çamaşırı yıkamak, kafesde, yahud iplere serip kurutmak.
Hamamlara tüysüz genclerin dellâk olarak olarak alınması 1908 meşrûtiyetinde yasak edilmişdi; hamamcılara zâbıta tarafından tebliğ edilmiş emirnâmede dellâklar için şu kayıdlar vardır :
“Yirmi yaşından küçük dellâk istihdâmi kat’iyen yasakdır, bu gibiler görüldüğü anda hamamdan çıkarılacakdır;
“Fuhuş maksadı ile dellâk istihdâmi külliyen (yaş haddi gözetilmeden) yasakdır; ef’ali mezkûreye mücâsereti görülen hamamcılar hakkında cezâ kanununun 99. maddesinin 3. eki gereğince tâkibat yapılır.
“Dellâklar bir hamama girmeden, zâbıtadan, nizamnâme şartları ile sıhhî şartları hâiz olduklarına dâir bir tezkere alacaklar ve ancak o kâğıdla bağlı oldukları belediye dâiresinden kendilerine dellâklık ruhsat tezkeresi verilecekdir, bu muameleyi yapdırmaya mecburdurlar.
“Dellâklar iki ayda bir heyeti sıhhiyece muayene edilecekler; her hangi bir illeti, ve bilhassa zührevî hastalıklara tutulmuş olanlar hamamdan çıkarılacaklardır.
“Dellâk yanında bir muayene defteri bulunacakdır; bunu icâb ettiği zaman zâbıtaya, eğer görmek isterse müşteriye göstermeye mecburdurlar.
“ Dışardaki hayatında genclere harfendazlıkdan, fîlişenîden, ırza tecâvüzden, zâbıtaya karşı gelmeden mahkümiyet sâbıkası olanlar dellâk olamazlar; bu gibi dellâkları kullanan hamamcıların hamamı kapatılır.
“Polisin mâlûmatı ve izni olmak şartı ile dellâklar çalışdıkları hamamlarda yatabilirler”.
Onyedinci asrın büyük muharriri Evliyâ Çelebi İstanbulda yüz elli kadar hamam bulunduğunu, söyledikten sonra ordu-esnaf alayında hamamcıların natır ve dellâk bütün hamam uşakları ile geçişini anlatmışdır; arabaların üzerine keçeden hamamlar kurulduğunu, gümüş tenli nîm uryan dellâkların: “Gel ââ!. Vefa Hamamına hayâtım!..”, “Gir ââ!.. Hacıkadın Hamamına hanım!..”, “Gör ââ!.. Çinili Hamam sultânım!..” diye bağırdıklarını söylemektedir. Dellâklardan da tahsîsen şu satırlarla bahsediyor :
“Esnâfı Dellâkân — Neferât cümle 2000. Pirlerfi Ubeydi Mısrîdir ki Selman Pâk belini bağlamışdır, kabri Mısırdadır. Bu dellâklar cümle uryan olub ibrişim peştemallı dilberânı kâküllerini perişan ederek birbirlerine kese sabun sürerek geçerler”.
Evliya Çelebi İstanbul hamamlarından bahsederken arada dellâkları da edebiyatımızda klışeleşmiş cümlelerle kaydediyor
“Kasımpaşada Kulaksız Hamamı — ...âlâtü bisâtı pâk, dellâkleri çüştü çâlâk hamamdır...;
“Tophanede Kılınc Ali Paşa Hamamı — ...hüddamları nermü râm bir hâmâmı hassü âmdır...”;
“Usküdar’da Çarşı Hamamı — ...hoş havâ, hoş binâ hamam olub mahbûbi rânâ dellâkları vardır...”
Edebiyatımızda İstanbul hamamlarında dellâk şânında yazılmış en tumturaklı manzûme geçen asır başlarında vefât etmin Enderunlu Fâzıl Beyin kaleminden çıkmışdır ki kalender meşreb şâir bu dellâk portresini Valdesultan Kethüdâsı Yusuf Ağaya yazdığı bir “Şitâiye” kasîdeye girizgâh yapmışdır :
..................................................................
Suyun akıntısına râh revan olmuş iken
Eyledi hâtırama halveti germâbe hutûr
Külheni hâlet ile vâsıl olub hammâma
İdicek kûşei tâb âveri halvetde huzûr
Alemi âhire düşmüş gibi gûyâ ande
Başkadır kerdişi ruznamçei eyyâmü şuhûr
Ande ol rûhi mücerred gibi her bir dellâk
Ah o gerden o beyaz sine o sâki billûr
Dâri Cennetde olurmuş bilürüz hûriyan
Niçin ol nâri cehennem içre gezer zümrei hûr
Teni bizârıma geldi hirisi dest urdu
Dili bîmâre didi tiri nigâhı destûr
Cismi uryânı serâpâ görünür şûlei nûr
Peştemâli siyehi bir şebi târı dicûr
Gamze âteş ruhi âteş teni pâki âteş
Penbei tende o âteş nice olmuş mestûr
O fidan üzere o piştan o miyan ol nâf
Pâk soydur bulamam zerre kadar ande kusûr
Elini cismime sürdükce siyah kîsei kir
Ateşinden yedi nermîni olurmuş rencûr
Tâs ile sanma ki beyhûde döker bâşıma su
Ateşi sînemin itfâsını ister ol gayyûr
Dehenin açmış ayâğındaki nâlini meger
Pâyi billûrunu bûs itmeğe olmuş mecbûr
......................................................................
Yukarda kaydettiğimiz ve Fazıl Beyin manzumesinde de gördüğümüz gibi bir tâze civan dellâkı medih yolunda manzûme yazmış bütün şâirler, değişmez alâmeti fârika olarak siyah dellâk peştemalından mutlak bahsetmişlerdir :
Siyeh fûteyle gör hammâmda ol mâhi tâbânı
Eger görmek dilersem zulmet içere âbı hayvânı
Şu mısrâlar da onlatıncı asır şâirlerinden Behârî Efendinin bir gazelindendir :
Dilberi sengin dilim bir sîmten dellâkdir
Gamzesi tîginden anın sîne yer yer çâkdir
Nola hammâmın sadef dirsem ki anın ol perî
Bir dürri yekdânesi sâfü lâtifü pâkdir
Kendisi meh camlar encüm fûte ebri siyâh
Hak bu ki hammâmı anın ibreti eflâkdir
Yine bir onaltıncı asır şâiri, Cemâlî Ahmed Istanbulun esnaf civanları şânında kaleme aldığı Şehrengizde “Ahmed” isminde bir genc dellâkı şöyle tasvir ediyor :
Biri dellâkdir ol müntehâ kad
Ki denür ol mehin adına Ahmad
Çeker uşşâk cevrin eylemez fâş
Basar sabr ile ol meh bağrına taş
Geçen asırda Tophânede Kılınc Ali Paşa Hamamı için yazılmış uzun bir destanın ilk iki kıtasında önce dellâklar medhedilmiş, sonra hamamın tasvirine geçilmişdir :
Yazayım sizlere bir hamamnâme
Şânına lâyık ol koca kapdâne
Halveti beş adeb kurna kırk dâne
Mahbub dellâkları düşüyor peh az
Belî ondört nefer sîm ten fidanlar
Siyah fûte içre mehrû civanlar
Perçemli hem gümüş topuklu hanlar
Reşk ider hüsnüne Yûsüfü Ayaz
Soğuk Halvet dirler sol kapu başı
Suyu ılıcadır serindir taşı
Hizmete koşmuşlar bir samurkaşı
Bûsi pâyi ile idülür niyâz
Dellâk mizah edebiypatımıza da girmişdir; Sürûrî kendisi ile alay ediyor :
Kûşei hammamda çıplaklara oldum reis
Bir uyuz dellâki müflis kisedârım var benim
Sünbülzâde Vehbi de bir hasmını hicvediyor :
Sürünür varıcak ol hammâme
Nice dellâki sefîd endâme
Çağdaş edebiyatında en kuvvetli dellâk portresi büyük edib Yakub Kadri Karaosmanoğlu tarafından “Sodom ve Gomore” isimli romanında çizilmişdir. İstanbulun düşman işgali altındaki acı ve karanlık yıllarının bir tahlili olan bu romanda ingiliz işgal kuvvetlerine mensub Kapiten Morlow’un aşağıdaki pervâsız îtirafları, işgal ceberûtunun hamam çıplağı zeberdest bir gencin yalın ayakları altında zelîl ezilişidir ki Y. K. Karaosmanoğlunun pek hünerli ibdâıdır; Marlow şöyle anlatır :
“... bırakın size dün gece hakkında bir parça daha tafsîlât vereyim... dellâk delikanlı tuncdan bir genc ilâh heykeliydi; esmer ve mücellâ derisinin üzerinden hiç durmaksızın akan iri ter dâneleri birer billur damlası gibi berrakdı; dâimâ gözlerinin üstüne doğru dökülen gür ve siyah saçlarının abanoz siperliği altından bakıyordu ve ne kadar bakışları sertti, ne kadar merhametsiz ve hasmâne bakışları vardı!.. Neden?.. Bırakdım kendimi ona.. tamamiyle,, arka üstü yat diyordu, yatıyordum.. çevril diyordu, çevriliyordum.. onun emirlerine göre oturuyordum, kalkıyordum, kollarımı, bacaklarımı, uzatıyordum.. onun çâlâk ve irâdeli ellerinin arasında bir zavallı şey gibiydim.. bütün vücudunu genc bir pars asabiyeti kaplamışdı...”
Son zamanlarda garib bir bid’at olarak dellâklara “yıkayıcı” denilmeye başlanmışdır. Toplum hayatımızda süfli hizmetlerden sayıla gelmiş dellâklığın bu isim değişdirmesi ile ne kazanacağı bilinemez.
Dellâk Tipi
(Resim : Sabiha Bozcalı)
Beyazıd Hamamında Dellâk Patrona Halil, 1718
(R.E. Koçunun Patrona Halil isimli eseri için Sabiha Bozcalının bir kompszisyonu)
Dellâk Bâli, XVII. asır.
(Dellâknâmei Dilküşânın resimlerinden S. Bozcalı eli ile)
Dellâk tipi
(Resim : S. Bozcalı)
Theme
Folklore
Contributor
Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM080643
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Sabiha Bozcalı
Description
Volume 8, pages 4362-4369
Note
Image: volume 8, pages 4364, 4365, 4366, 4368
See Also Note
B.: Halil, Patrona; B.: Abdürrahman Refîâ Efendi
Theme
Folklore
Contributor
Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.