Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
DEFINE, DEFİNECİLER
“Arabca yere, toprağa gömme anlamında defin kökünden isim : yerde saklı, gömülü mal (para, mücevher)” (H. Kâzım, Büyük Türk Lügatı).
İstanbul şehrin neresi derince kazılırsa, büyük veya küçük bir define bulmak mümkündür :
İstanbul türkler tarafından uzun bir muhâsara sonunda zabt edilmişdi; Bizanslıların çoğu altın ve mücevherlerini yere gömüb saklamışlardı.
Fâtihden sonra, büyük bir ahşab şehir olan İstanbulda cehennemi büyük yangınlar binalar, binâlarla beraber altın ve gümüş pek kıymetli eşyayı da yutmuşdur; her yangın sonunda bunların bir kısmı, enkaz altından aranıp çıkarılmış ,fakat bulunamayanları da istikbâl için define hâline gelmişdir.
Bankanın, banka kasalarının bulunmadığı devirde, altınını ve mücevherini Bedestene emânet etmeyüb küp, çömlek yahud bakır kaplar içinde bağçesinin herhangi bir yerine gömen yahud evinin duvarları içinde, merdivenleri altında saklıyan İstanbullular pek çok olmuşdur; sâhiblerinin âni ölümleri ile izini nişanı kaybolan bu defîneler de pek çokdur; yangınlar bu çeşid gizli servetleri de yok etmişdir. İhtilâllerde öldürülmüş, pek zengin bilindiği halde umulan serveti bulunamamış kimlerin de gömerek sakladıkları muhakkaktır.
İstanbulda kadimden beri bir takım defîne arayıcılar görüle gelmişdir, bunların büyük bir kısmı defîne habercisi geçirir s...
⇓ Read more...
“Arabca yere, toprağa gömme anlamında defin kökünden isim : yerde saklı, gömülü mal (para, mücevher)” (H. Kâzım, Büyük Türk Lügatı).
İstanbul şehrin neresi derince kazılırsa, büyük veya küçük bir define bulmak mümkündür :
İstanbul türkler tarafından uzun bir muhâsara sonunda zabt edilmişdi; Bizanslıların çoğu altın ve mücevherlerini yere gömüb saklamışlardı.
Fâtihden sonra, büyük bir ahşab şehir olan İstanbulda cehennemi büyük yangınlar binalar, binâlarla beraber altın ve gümüş pek kıymetli eşyayı da yutmuşdur; her yangın sonunda bunların bir kısmı, enkaz altından aranıp çıkarılmış ,fakat bulunamayanları da istikbâl için define hâline gelmişdir.
Bankanın, banka kasalarının bulunmadığı devirde, altınını ve mücevherini Bedestene emânet etmeyüb küp, çömlek yahud bakır kaplar içinde bağçesinin herhangi bir yerine gömen yahud evinin duvarları içinde, merdivenleri altında saklıyan İstanbullular pek çok olmuşdur; sâhiblerinin âni ölümleri ile izini nişanı kaybolan bu defîneler de pek çokdur; yangınlar bu çeşid gizli servetleri de yok etmişdir. İhtilâllerde öldürülmüş, pek zengin bilindiği halde umulan serveti bulunamamış kimlerin de gömerek sakladıkları muhakkaktır.
İstanbulda kadimden beri bir takım defîne arayıcılar görüle gelmişdir, bunların büyük bir kısmı defîne habercisi geçirir serserîler, dolandırıcılar olmuşdur; remil ile yahud cinleri dâvet ederek defîne bulma kudretine sâhib olduğunu iddia edenler ve câhil ve tamahkâr bâzı kimselerin parasını çarpıp kaybolurlar idi. İstanbulun define hikâyelerinin en güzellerinden biri Bayazıdda Bayazıd Medresesi önündeki büyük havuz üzerine söylenmişdir (B. : Bayazıd Medresesi Havuzu; Cilt 4, Sayfa 2247).
Defîne habercisi şarlatan serserîlerin çoğu da şeyh, derviş, seyyah kılıklı bir takım arablar, magribîler, yahud kendilerini arab ve magribî tanıtan düzenbazlar olmuşdur.
Onsekizinci asır şâir ve muharrirlerinden Haşmet Efendi, Üçüncü Sultan Mustafanın kızı Hibetullah Sultanın doğumu münâsebeti ile yapılan şenlikler üzerine kaleme aldığı Surnâmede, kendisine defîne arayıcı süsünü vermiş bir İstanbul külhanbeyinin şaklabanlık yolu ile yaptığı cerrarlığı şöyle naklediyor :
“... Lâübâli zevk ü safâ ile ülfet etmiş biz herif de başına üzüm küfesinden yapılmış kafesi destar şeklinde bir garib külâh, arkasına da bûkalemûn nakışlı bir acâib hırka giyib belinde bir divit takımı ve koynunda bir kaç eski kâğıd parçası ile acâib eyerli bir merkebe binmişdi: yanında beş altı kadar kazmalı ırgadlar, altı yedi nefer kürekli amele sağını ve solunu alıp bu cemiyet ile çarşı ve pazarları gezip dolaşmaya başlamışdı; nerede çeşid çeşid mermerle döşenmiş bir avlu, ve nerede çiçekli ve muntazam nakışlı dükkân önü varsa o tarafa doğru mahmuz vurub ve orada eşeğini durdurub önünde ve ardında amelesi olan ırgadlar dahi kimi kazmasına ve kimi küreğine dayanıp dururlardı. Herif kendisini târife başlayıp derdi ki :
— Ey yârânı safâ!.. ben defîne çıkaran bir remmal’im.. ilmi nücûm ve ilmi remil saçmaları ile nerede bir defîne ve nerede bir hazîne varsa çıkarmak için kazmamın ucu ile bir anda şu mâmur olan yerleri bir anda zîrü zeber idüb kürei arzı kalbur gibi delik deşik etmeye memur ve mecburum, kaldı ki öteden beri yaradılışımızdaki habislikden ötürü baba ve ecdâdımdan ve akrabâ ve üstâdımdan altına yapışır isen toprak olsun diye aldığım bed duânın eseri olarak, kazmam ile Karunun defînesini bile çıkarsam o anda kara toprağın rengini alacak, mahvolacakdır, bunda şübhem yokdur. lâkin hele bakalım define bu mahalde nerelerdedir!..
— “Daha nice güldürücü sözler söyleyip edevâtı kırık dökük mâhud diviti çıkarır, kalemi ile bir miktar nokta ve şekil yapdıkdan sonra :
— İşte gömülü mal ya şuradadır, ya buradadır!... derdi, ve gaayet âlâ tarh ve tanzim olunmuş yerlerin kazılmasını yanındaki ırgadlara işâret eder idi. Onlar da hemen o yeri kazmaya başlayınca dükkân sahibleri atılır :
— Bre dur Remmal Çelebi!.. ne yapıyorsun.. hânümânımızı harab ve kaldırımlarımızı delik deşik ettin.. dediklerinde :
— Be hey canım ne durayım.. bu hususda hiç sabır ve karar olur mu?.. züğürtlük canıma kâr etti, gerçi sizin hâneniz ve dükkânınız yıkılır ama biz yapılırız.. mâni değil, siz bir mıkdar sükût edin, şu malı çıkarayım, yer altında kalmasın.. kaldı ki biz pek derin kazmıyoruz, hemen şu yerleri alt üst edecek, bozacak kadar kazıyoruz.. isterse mal çıksın, isterse çıkmasın, sonra elimizi çeker gideriz, siz hiç merak etmeyin!.. diyordu.
Etraftan da :
— Canım Remmal Çelebi.. kerem eyle, lutfeyle, ortalığın nizamını bozma!.. diye ricâ ve niyaz ederlerdi. O zaman şaklaban herif :
— Hoş imdî.. siz adam olmayı istemezsiniz, günahı boynunuza, bâri bize bir mıkdar hakkı sükût verin de sonra bir hoşça vakitde defîneyi çıkarın, safâsını sürün!. diye bir kaç akçelerini alırdı ve :
— Kazmamıza Hak berkât versin!.. diye oradan çekilir, başka bir çarşı boyunda geçen üslub üzere alayına başlardı. Hülâsa bu şahıs bu suretle o şenliklerde pek çok akçe toplamışdır...”.
Defîne haberi vererek bir takım safdilleri dolandırıp soyanlar serserîler yakın geçmişde (B. : Emin, Çingene), ve hattâ zamanımızda da çıkmışdır.
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM080580
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 8, pages 4332-4333
See Also Note
B. : Bayazıd Medresesi Havuzu; Cilt 4, Sayfa 2247; B. : Emin, Çingene
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.