Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
DAVUDPAŞA İSKELESİ CİNÂYETİ
Vak’anüvis Râşid Efendi Hicrî 1114 (Milâdi 1702-1703) vak’aları arasında : “Vak’ai Garîbei Şeyh Mânevî Efendi” diye kaydediyor; esrar perdesi açılamamış kanlı sahnelerdendir.
Şeyh Mânevî Efendi, meşhur Karabaş Ali Efendinin oğluydu, Kadırga Limanında Sokollu Mehmed Paşa Tekkesi şeyhiydi. İkinci Ahmed zamanında hünkâr şeyhi olmuş, güzel konuşması ile meşhur, vaaz ve zikirde eşi az bulunur, âbid, zâhid bir zât idi. Davudpaşa İskelesinde surlara bitişik bir bahçeyi pek sevmiş, sahibini güçlükle kandırarak satın almış ve orada yerleşmişti. 1114 de Yedikule dizdarı olan bir zâd ölmüş, fevkalâde güzelliği ve zenginliği İstanbulluların dilinde destan olan karısını da Şeyh Mânevî Efendi almıştı. Bu meşhur hanımefendi üç dört ay kadar Şeyh Efendinin nikâhında yaşadıktan sonra bir gece ansızın ölmüş, ve ertesi sabah erkenden, şeyhin mürid ve ahbaplarının omuzları üstünde, evden çıkarılmıştı; Topkapı mezarlığına götürülecekti. Fakat biraz sonra cenaze alayının önüne bir kadın çıktı, cemaatten ölünün kim olduğunu sordu: “Şeyh Efendinin hatunudur!” dediler. Kadın, bu meşhur hanımefendiyi sık sık ziyaret eden ahbaplarındandı, bu haberi işitince feryadı bastı: “Akşam ben bu hatunu sağ bırakmıştım... giderken beni yalnız bırakma diye yalvarmıştı! Bu ölümden şüphem vardır!” diye cenazenin peşini ...
⇓ Devamını okuyunuz...
Vak’anüvis Râşid Efendi Hicrî 1114 (Milâdi 1702-1703) vak’aları arasında : “Vak’ai Garîbei Şeyh Mânevî Efendi” diye kaydediyor; esrar perdesi açılamamış kanlı sahnelerdendir.
Şeyh Mânevî Efendi, meşhur Karabaş Ali Efendinin oğluydu, Kadırga Limanında Sokollu Mehmed Paşa Tekkesi şeyhiydi. İkinci Ahmed zamanında hünkâr şeyhi olmuş, güzel konuşması ile meşhur, vaaz ve zikirde eşi az bulunur, âbid, zâhid bir zât idi. Davudpaşa İskelesinde surlara bitişik bir bahçeyi pek sevmiş, sahibini güçlükle kandırarak satın almış ve orada yerleşmişti. 1114 de Yedikule dizdarı olan bir zâd ölmüş, fevkalâde güzelliği ve zenginliği İstanbulluların dilinde destan olan karısını da Şeyh Mânevî Efendi almıştı. Bu meşhur hanımefendi üç dört ay kadar Şeyh Efendinin nikâhında yaşadıktan sonra bir gece ansızın ölmüş, ve ertesi sabah erkenden, şeyhin mürid ve ahbaplarının omuzları üstünde, evden çıkarılmıştı; Topkapı mezarlığına götürülecekti. Fakat biraz sonra cenaze alayının önüne bir kadın çıktı, cemaatten ölünün kim olduğunu sordu: “Şeyh Efendinin hatunudur!” dediler. Kadın, bu meşhur hanımefendiyi sık sık ziyaret eden ahbaplarındandı, bu haberi işitince feryadı bastı: “Akşam ben bu hatunu sağ bırakmıştım... giderken beni yalnız bırakma diye yalvarmıştı! Bu ölümden şüphem vardır!” diye cenazenin peşini bırakmadı, Topkapısına kadar gitti. Orada da Kolluk çorbacısını çıktı:
— Şu ölüyü mezara komasınlar!. Sonra nedamet çekersiniz! dedi. Çorbacı da cenazeyi Kale kapısından çıkartmayıp Yeniçeri Kolluğunda alakoydu, ve keyfiyeti Sadaret Kaymakamı Paşaya bildirerek kadını da beraber gönderdi. Kadın şüphesini Kaymakam Paşaya da söyledi. Bir mübâşir gönderilerek cenâze Şeyhülislâm kapısına getirildi; orada, ırz ehli kadınlardan mürekkep bir heyet önünde tabut açıldı:
Güzel ve zengin hanımefendinin boğazında, boğulduğunu gösteren bir ip yarası, başında birkaç bere, ellerinin üstünde, yüzünde ve burnunda da yırtıklar, çürükler, bereler vardı. Saçlarının örgüsü çözülmemiş, naş gasledilmemişti; hattâ kefeni bile yoktu, âdi bir yatak çarşafına sarılmıştı..
Fecî bir cinâyet karşısında bulunduklarını gören muayene heyeti âzası, gördüklerini, ayrı ayrı yemin ederek anlattılar. Şeyh Mânevî Efendi derhal tevkif edilerek sorguya çekildi; muhbir kadınla yüzleştirildi:
— Evet.. Bu hatun akşam benim hanemdeydi.. Zevceme bu hâli kim etmiş benim de haberim yokdur, ben dahi dâvacıyım!. dedi.
Fakat bütün deliller kendi aleyhindeydi. Şeyh Efendinin hususî hayatı hakkında mahallesi halkından da malûmat toplandı; cümlesi efendinin sûihâlinden bahsile aleyhinde şehâdette bulundu. Kaymakam paşa, ölünün taşrada bulunan vârisi gelinceye kadar şeyhin hapsine emretti. Fakat Şeyh Efendi de zindanda hastalandı ve tezine öldü.
Şeyh Mânevî Efendinin bahsedilen sûihâlinin neler olduğunu kaydetmiyen Raşid Efendi, Şeyhin ölümü için de “Dâvaları âhirete kaldı” hükmünü veriyor. Biz, İstanbulun büyük bir şöhreti olan Mânevî Efendinin zindanda gizlice îdam edildiğini tahmin edebiliriz. Şeyhlerin ve tekkelerin halk gözünde haysiyet ve nâmusunu korumak istiyen hükûmet, hünkâr şeyhliği yapmış bir meşhur vâızı kaatil olarak teşhir edemezdi.
Tema
Olay
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM080510
Tema
Olay
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Tanım
Cilt 8, sayfalar 4301-4302
Tema
Olay
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.