Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
DÂRÜLÂCEZE
Aşağıdaki makaaleyi Aylık Ansiklopediden alıyoruz:
“(Kuruluşu: 1895). Düşkün, sakat, ihtiyar, bir iş tutup kendini geçindirmekten âciz, aynı zamanda bakacak kimsesi de bulunmıyan bir kısım şehir halkiyle şehre dışardan gelen garipleri barındırmak, yedirip içirmek, uzun yıllardan beri İstanbul’u meşgul eden işlerden biri olmuştur. Zaman zaman ve türlü türlü yardım müesseseleri, hayırsever kimseler bu düşkünlere bakım vazifesinin yerine getirilmesini kısmen ve dağınık bir şekilde sağlamıştır.
“Fakat bu vaziyet böylece devam ederken ve ihtiyaçlar seneden seneye artar dururken 1293 (1876) te çıkan Osmanlı - Rus harbi yeni bir ihtiyacı daha ortaya koymuştur. O da Rumeli’den İstanbul’a gelen muhacirler arasında binlerce dul kadınla anasız babasız yetimleri barındırma ve besleme keyfiyetidir. Bunlar arasında sağlam olanlarını İstanbul halkı kısmen evlâdlık olarak evlerine almışlarsa da alil, sakat ve iş göremiyecek derecede yaşlı olanlar ortada kalmıştı. Hükûmet bu vaziyet karşısında Gülhanedeki Kırmızıkışlayı bu türlülere hastahâne ve barınma yeri olarak tahsis etmiş ve “Dulhâne” denilen bir müessesenin idâresini Muhacirin Komisyonuna vermişdi. Dulhâne 1310 (1894) senesinde Belediyeye devrolunmuş Belediyece hasta ve yatalak kadınlar Haseki Kadın Hastahânesine, yetim çocuklar da kısmen...
⇓ Read more...
Aşağıdaki makaaleyi Aylık Ansiklopediden alıyoruz:
“(Kuruluşu: 1895). Düşkün, sakat, ihtiyar, bir iş tutup kendini geçindirmekten âciz, aynı zamanda bakacak kimsesi de bulunmıyan bir kısım şehir halkiyle şehre dışardan gelen garipleri barındırmak, yedirip içirmek, uzun yıllardan beri İstanbul’u meşgul eden işlerden biri olmuştur. Zaman zaman ve türlü türlü yardım müesseseleri, hayırsever kimseler bu düşkünlere bakım vazifesinin yerine getirilmesini kısmen ve dağınık bir şekilde sağlamıştır.
“Fakat bu vaziyet böylece devam ederken ve ihtiyaçlar seneden seneye artar dururken 1293 (1876) te çıkan Osmanlı - Rus harbi yeni bir ihtiyacı daha ortaya koymuştur. O da Rumeli’den İstanbul’a gelen muhacirler arasında binlerce dul kadınla anasız babasız yetimleri barındırma ve besleme keyfiyetidir. Bunlar arasında sağlam olanlarını İstanbul halkı kısmen evlâdlık olarak evlerine almışlarsa da alil, sakat ve iş göremiyecek derecede yaşlı olanlar ortada kalmıştı. Hükûmet bu vaziyet karşısında Gülhanedeki Kırmızıkışlayı bu türlülere hastahâne ve barınma yeri olarak tahsis etmiş ve “Dulhâne” denilen bir müessesenin idâresini Muhacirin Komisyonuna vermişdi. Dulhâne 1310 (1894) senesinde Belediyeye devrolunmuş Belediyece hasta ve yatalak kadınlar Haseki Kadın Hastahânesine, yetim çocuklar da kısmen Darüşşefakaya, kısmen yatılı askerî mekteplere yerleştirilmiş ve 1311 (1895) de Darülâceze açılınca kadınlarla hasta ve sakat çocuklar Hasekiden darülâcezeye nakledilmişlerdir.
“1895 ten önceki yıllarda sokaklarda binlerce kimsenin dolaşıp dilendiği görülmekte ve bu vaziyet dikkati çekmekte idi. İşte bunları toplayıp barındırmak ve işe, güce kudreti olanları çalıştırmak ve aynı zamanda bu gibilere bir sanat öğretmiş olmak fikri uyanmış ve “Darülâceze” nin yapılıp açılması düşüncesi belirmiştir
“Darülâcezenin kurulmasında ilk teşebbüsün İkinci Abdülhamid tarafından alındığını o zamanki gazetelerin neşriyatından öğreniyoruz Meselâ 5 mart 1306 (1890) tarihli günlük gazetelerde Payitahtta birçok fakir ve kimsesiz çocukların sefalet içinde yüzdükleri işitilmesi ve görülmesi üzerine bunların sayıları tahkik ve tesbit olunarak, işe güce kudreti olanların bir Darülâceze yapılarak orada terbiye ve iâşeleri çarelerinin araştırılması irâde edilmiş ve 30 mart 1306 (1890) tarihli gazetelerde de şu izahat görülmüştür: “Sokaklarda dilenmekte olan ve kimsesiz bulunan çocuklarla alil ve sakat erkek ve kadınların dilencilikten kurtarılarak vücutlarının tahammülü derecesinde el işleriyle geçinmelerinin temini ve bunlardan işe, güce yaramıyanların iaşesi ve çocukların talim ve terbiyesi için bir bina yapılması” hususunun Devlet Şûrasınca düşünülmesine ve bir nizamname yapılmasına irâde çıkmış ve oraca da gereğinin yapılmasına başlanmıştır. Aynı zamanda Darülâceze binâsının yapılması ve yapıldıktan sonra idâresi için lüzumu olan paranın temini maksadiyle de Maliye Nazırı Agop Paşanın başkanlığı altında İstanbul’da malî müesseselerin direktörlerinden, Ticaret Odası reisinden ve diğer bankerlerden mürekkep bir komisyon kurularak işe başlanmıştır. Komisyon, Darülâceze için yardımlar teminine ve iâneler toplanmasına ve hediyeler kabulüne karar vermirtir. İlk hediyeyi Hükümdar İkinci Abdülhamid vermiş ve yedi bin lira değerinde olan bu hediyelerle diğer eşya, piyango yolu ile paraya çevrilmiştir. Gene bu hükümdar on bin altın nakdî yardımda bulunmuş ve memleketin bütün mali müesseseleriyle zenginleri de bu yolu takib ederek ilk sermaye olmak üzere yirmi bin sekiz yüz kırk yedi lira elde edilmiştir. Bundan sonra komisyon işi biraz daha genişleterek elli bin liralık iane bileti bastırıp hayır ve şefkat sahiplerine başvurmuş ve bunda da muvaffak olmuştur. Şu halde henüz Darülâcezenin inşaatına başlanmadan komisyonun elinde yetmiş bin liradan fazla bir para bulunmakta idi.
“1306 (1890) dan 1308 (1892) e kadar geçen müddet için Darülâceze binasının plânını, yerini ve inşaat parasını türlü şekillerde sağlamakla uğraşılmıştır. Plânını Bâbıseraskerî İnşaat Dairesi yapmış, Kâğıthane sırtında Hacı Reşid Ağa veresesine ait kırk dönüm kadar toprak Şehremaneti Meclisi âzasından Başmühendis Mehmed, Maliye Nezareti Tahsilât Müdürü Halil Râmi, Defterihakanî Memuru Nuri ve Maliye Nezâreti muhamminlerinden Mahmud Beylerden kurulmuş komisyonca istimlâk olunmak ve mazbatası Dahiliye Nezaretine verilmek suretiyle yeri hazırlanmış, yüzbin lira tahmin olunan inşaat masrafı yapılan eksiltmeden sonra yetmiş bin liraya inmiş olduğu ve iştirak eden birçok mimar arasında Tersaneiâmire kalfası Vasilâki’ye ihâle edildiği için 1308 (1892) senesi ekim ayının altıncı günü Darülâcezenin temeli atılıp üç sene sonra 20 Aralık 1311(1895) de tamamlanarak açılmıştır.
“Darülâcezenin kurucusu olarak Dahiliye Nâzırı Halil Rıfat Paşa gösterilmektedir. Bundan dolayı da bir büstü müessesenin antresine konulmuştur. Halil Rıfat Paşa, Hicrî 1310 ve Malî 1308 (1892) de Dahiliye Nazırlığına Münir Paşadan sonra getirilmiş olmasına ve bu tarihte yukarıda geçtiği gibi Darülâcezenin yeri, inşaat parası ve plânı hazırlanmış bulunmasına göre Halil Rifat Paşa ancak bir Dahiliye Nazırı sıfatiyle hükümet adına ve hesabına temel atma töreninde bulunmuş, inşaatı çabuklaştırmış ve nihayet açılış törenini yapmıştır. Bu itibarla asıl kurucusu zamanın hükümdarıdır demek çok yerinde bir kadirbilirlik olur.
“Binanın inşaatiyle uğraşıldığı sırada biri Darülâcezenin idaresiyle temin edilen gelir kaynakları, ötekisi de dilenciliğin men’i hakkında o zaman göre kanun mahiyetinde olan iki nizamname yapılmıştır. Darülâcezenin yapılması için din, milliyet ve tabiiyet ayırdedilmeksizin İstanbul’un bütün malî müesseseleriyle zenginleri yardım etmiş olduğu için burada İslâmlarla birlikte, Rum, Ermeni ve Yahudi unsurlarının da barınmaları esas kabul edilerek bunların dinî ihtiyaçlarını karşılamak için de müessese içinde cami ile beraber kilise ve havralar da yapılmıştır. Bu suretle meydana gelen ve binden fazla acezeyi sinesinde barındıran bir müesseseyi yaşatmak için esaslı gelirler bulunmak cihetine gidileceği tabiidir. Bunun için şehir sınırı içinde işliyen vapurların gidiş biletlerine, tiyatro duhuliyelerine, tapu dairelerindeki alım satım ilmühaberlerine ufak birer zam yapılmakla beraber yeniden imtiyaz ve inhisar verilen anonim şirketlerden temin edilen nakdî yardımlar Darülâcezenin belli başlı gelirlerini teşkil eder. Fakat açıldığı tarihten beri bunlara bir yenisi eklenmedikten başka, bilâkis çoğu ya kaldırılmış, ya kısmen azaltılmıştır. Meselâ alım satım harçları maliyece alınmış, vapur biletlerine yapılan on para zam bir hayli yekûn tuttuğu halde maktu bir para verilmekle işin içinden çıkılmış, tiyatro ve sinemalardan alınan yüzde on iane, yüzde iki buçuğa indirilmiştir. Bundan dolayıdır ki Darülâceze bugün sıkıntı içindedir ve Belediyece yardım görmektedir.
“Darülâcezenin yapılmasına yerli ve yabancı malî müesselerle din ve milliyet farkedilmeksizin bütün memleket yardım etmiş olmakla beraber buraya yalnız İstanbul halkının acezesi ile İstanbulda yerleşmiş olan muhacirler alınır. Yabancılarla Türkiye’nin başka şehir ve kasabasından gelen halk alınmaz.
“Darülâceze; tam ortasına rastlıyan idare binasından başka dört aceze pavyonu (ikisi kadınların, ikisi erkeklerin olan bu pavyonlarda geniş salonları ve odaları ihtiva eden yatakhaneler ve alt katlarında yemek salonları vardır), iki pavyondan ibaret bir hastane (iki yüz yataklı), bir yetimhane, bir ırzâhane, bir çamaşırhane, iki hamam ile terzilik, çorapçılık, kunduracılık, marangozluk, demircilik, dökümcülük ve halı imalâthaneleri, bir fırın, bir cami, iki kilise, bir havra ve beş meslek sanat okulunu hâvidir. Mükemmel bir kreşi ve çocuk yuvası da mevcuttur.
“İlk açılışında Darülâcezenin İdaresini Dahiliye Nazırı üzerine almış ve bu suretle 1308 e kadar Dahiliye Nezaretince idare olunmuş ise de o tarihten sonra Belediyeye ve Belediyece de idaresi Müessesatı Sıhhiye Müdüriyetine verilip bu müessesenin kaldırılması üzerine Darülâceze tekrar Dahiliye Nezaretine geçmiş ve Cumhuriyet inkılâbına kadar oraca idare olunmuştur. Cumhuriyet devrinde bir aralık Sıhhat ve İçtimaî Muâvenet Vekâleti İdareyi eline almış ise de 1925 de tekrar Belediyeye verilmiştir.
“Darülâcezenin kuruluşundan 1 Ağustos 1945 tarihine kadar müesseseye 18,840 erkek, 11,214 kadın, 9216 kız çocuk (5 - 15 yaş arasında) ile sokağa bırakılmış 6915 süt çocuğu kabul edildiği tesbit olunmuştur.
“Açılışından bu yana elli yıl içinde Darülâcezeye yeni bir pavyon, yahut yeni bir müessese eklenememiştir. Cumhuriyet devrinde arkasında ve yanlarındaki boş toprakların bir kısmı satın alınarak acezedeki kudret ve kabiliyeti olanların buralarda çalıştırılması ve bu suretle hem onların sıhhatlerine, hem de Darülâcezenin bir kısım yiyeceklerinin topraktan çıkarılmasına hizmet edilmesi arzu olunmuştur” (Osman Nuri Ergin, Aylık Ansiklopedi 1945).
Ziyâ Şâkir “Darülâcezenin Kuruluşu” isimli bir makaalesinde İkinci Meşrûtiyet devrinin poletika adamlarından Dr. Temo’nun Darülâceze müdürlüğünden bahsederken : “... müessese perişan bir halde idi, Darülâcezeyi ihmâlin sefâleti içinde çökmekten kurtaran Dr. Temo olmuşdur, Darülâcezenin ikinci kurucusu unvânı ile anılmaya lâyıkdır...” diyor.
1947 senesinde Ferdi Önen Cumhuriyet Gazetesinde şunları yazıyor:
“Darülâcezeyi iyi idareciler elinde müsbet faaliyetler kaydederek, fıkara yurdu, sefil ve tembel insanlar koğuşu, hele miskinler tekkesi olmak hüviyetinden tamamen kurtulmuşdur. Bugün Darülâcezede en küçüğü 3 günlük minimini Hâle, en büyüğü 107 yaşında Nuri Dede olmak üzere muhtelif çağda çocuk, genç, kadın ve erkek 948 kişi vardır. Fakat bunların içinde alil, çok yaşlılar ve hastalar istisna edilirse boş oturan, âvare âvare dolaşan insanlar hemen hemen yok gibidir. İmalâthanelere, atelyelere, dökümhânelere uğrarsanız, buralarda günün her saatinde arı gibi çalışan insanlar görürsünüz.
“Müdürleri Dr. Bekir Zafir’den kapıcısına kadar buradaki idareciler, doktorlar, öğretmenler, hemşireler ve bütün müstahdemler disiplinli bir şefkâtin yöneticileridir.
“Beş sınıflı bir sanat okulu var İdâre müdürü eŞrif Bey bu okul için şunları söyledi :
“— Çocuk yuvasındaki yavrularımızdan başka, müessese anasız, babasız ve sokakta kalmış tahsil çağındaki çocuklarla, ne kendine, ne de çocuklarına bakamıyacak derecede perişan ve muhtaç bir hâle düşen kimselerin tahsil çağındaki çocuklarına da kucağını açmıştır. Bugün “İlk sanat okulu” adı verdiğimiz mektebde 205 talebe vardır. Civardaki evlerde oturan ailelerin çocukları da bizim okula devam ederler. Çocuklarımız sabahtan öğleye kadar okulda, Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından tâyin edilen öğretmenlerden ilk okul programına uygun olarak ders alır, öğleden sonra da müessese imâlâthânelerinin muhtelif atölyelerinde çalışarak sanat öğrenirler. Fakat bunların arasında tahsile devam etmek arzusunda olanlar varsa onları da ortaokula, liseye göndeririz.
Okul binâsından içeriye girdik. Küçük öğrenciler ders görüyorlardı. Bütün sınıfları gezdik, öğrencilerle konuştuk, onlara muhtelif sualler sorduk. Hemen hemen hepsi de son derece zeki çocuklardı.
Tahsil çağındaki bu yavruların yatakhâneleri, yemekhâneleri, istirahat yerleri diğerlerinden ayrı pavyonlarda...
“Kadınlara mahsus dinlenme koğuşlarından birinde Küçük Cemâl Paşanın eşi Prenses Leman’ın üç seneden beri yatmakda olduğunu öğrenmiştim. Prensesi ziyâret ettim.
4 numaralı koğuşun temiz bir köşesindeki mükellef halıların, zarif nakışlarla işlenmiş örtülerin süslediği geniş bir sedirde sonsuz bir rahat ve huzur ifâde eden tavriyle beni çok nazik bir şekilde kabul eden Prenses :
— İnanın ki burası benim için bir sükûn ve saadet yuvasıdır...
Cemâl Paşa vefat ettikten sonra hayatta pek yalnız kaldım. Muhtac bir insan değildim, ayda üç bin lira geliri olan bir kadındım. Darülâcezeye müracaat ettim. Gelirimin hepsini buraya terkettim. Hem kendime istediğimden âlâ bakılıyor, hem de bu hayırlı müessese eliyle üç beş vatandaşın yardımına koşuluyor..” (F. Öner, Cumhuriyet Gazetesi).
1964 yılında kadın, erkek ve çocuk, Darülâcezede 600 kişi bulunuyordu. Çocukların çoğu da daha kundakta iken terkedilmiş yavrulardı. Açıldığı 1895 yılından 1965 yılına kadar geçen 70 yıl içinde bu şefkat müessesesine sığınanlardan 45,000 kişi onun çatısı altında ve huzur içinde vefat etmiş bulunuyordu.
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM080418
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 8, pages 4242-4245
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.