Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÇUHACIYAN (Dikran)
Türkiyede ilk defa opera ve operet besteleyen ve sahneye koyan büyük kompozitör, piyanist ve maestro ve musiki muallimi; Sultan Mecidin gününde saatcıbaşı olan ve çalgılı saatin mucidi olduğu söylenilen Kevork Çuhacıyan’ın büyük oğludur; 1836 veya 1837 yılında (Sarkis Tütüncüyan’a göre 1840 da) bazı kaynaklara göre Galatada bazılarına göre ise Beyoğlunda doğmuştur. Tahsili vasat bir seviyede kalmıştır. Çok erken musikiye karşı müstesna bir ilgi ve meyil göstermiştir. Bunu gören babası, Manzoni adlı İtalyan bir sanatkârdan piyano dersleri aldırtmıştır. Bu sıralarda babası ile birlikte tiyatro temsillerinde de bulunmuş ve bunlar müstakbel sanatkâr üzerinde büyük tesir icra eylemiştir.
1861 de Milânoya gönderilerek orada hususî musiki kurslarına devam etmiştir. Bazı kaynaklarda Milâno Konservatuarına devam ettiği yazılı ise de, bu vâris değildir. İstanbula avdetinden sonra, 1862 de, “Kınar” adlı ermenice aylık bir musiki mecmuası neşreden Kapriel Eranyan’la (1827-1862) teşriki mesai yapmıştır.
1864 de, Bedros Mağakyan’ın idaresi altında faaliyette bulunan ve yeni teşekkül eden Şark Tiyatrosunun sanatkârlariyle temasa geçerek marş ve sair bazı ufak tefek bestelerini temsiller esnasında icra ettirmeğe muvaffak olmuştur. Aynı yıl Matmazel Annik Abazyan’la (1839-1925) evlenmiştir. İstan...
⇓ Read more...
Türkiyede ilk defa opera ve operet besteleyen ve sahneye koyan büyük kompozitör, piyanist ve maestro ve musiki muallimi; Sultan Mecidin gününde saatcıbaşı olan ve çalgılı saatin mucidi olduğu söylenilen Kevork Çuhacıyan’ın büyük oğludur; 1836 veya 1837 yılında (Sarkis Tütüncüyan’a göre 1840 da) bazı kaynaklara göre Galatada bazılarına göre ise Beyoğlunda doğmuştur. Tahsili vasat bir seviyede kalmıştır. Çok erken musikiye karşı müstesna bir ilgi ve meyil göstermiştir. Bunu gören babası, Manzoni adlı İtalyan bir sanatkârdan piyano dersleri aldırtmıştır. Bu sıralarda babası ile birlikte tiyatro temsillerinde de bulunmuş ve bunlar müstakbel sanatkâr üzerinde büyük tesir icra eylemiştir.
1861 de Milânoya gönderilerek orada hususî musiki kurslarına devam etmiştir. Bazı kaynaklarda Milâno Konservatuarına devam ettiği yazılı ise de, bu vâris değildir. İstanbula avdetinden sonra, 1862 de, “Kınar” adlı ermenice aylık bir musiki mecmuası neşreden Kapriel Eranyan’la (1827-1862) teşriki mesai yapmıştır.
1864 de, Bedros Mağakyan’ın idaresi altında faaliyette bulunan ve yeni teşekkül eden Şark Tiyatrosunun sanatkârlariyle temasa geçerek marş ve sair bazı ufak tefek bestelerini temsiller esnasında icra ettirmeğe muvaffak olmuştur. Aynı yıl Matmazel Annik Abazyan’la (1839-1925) evlenmiştir. İstanbula dönüşünden sonra orkestra ve korolarda maestroluk yapmış, musikiye dair konferanslar, ve hayatını kazanmak için de hususî dersler vermiştir. Bu sıralarda, orkestra, koro ve piyano için bir çok parça bestelemiştir; “Kınar” (kemançe) adlı bir musiki cemiyeti kurmuştur.
1868 de kaleme aldığı “İkinci Arşak” (Arsace) veya “Olympia” adlı büyük operasını hassa mimarı Serkis Bey Balyan’ın köşkünde son provaları yapılırken, temsil edileceği Naum’un Tiyatrosunun, 1870 yılı Mayıs ayında vuku bulan Beyoğlunun büyük yangınında kül olmasiyle Çuhacıyan hayal sukutuna uğramış ve geçinmek için tekrar ders vermeğe başlamıştır. Müteakiben Sultan Bayazıd meydanında bulunan Askerî Misafirhaneyi kiralayıp, büyük masraflar yaparak tiyatroya ifrağ etmiş ve burada da Karakin (veya Eğyazar) Melikyanla beraber temsiller vermiştir.
1872 de temsil edilen “Ârifin Hilesi” adlı operetin başarısından cesaretlenen Melikyan parlak vaadlarla senede Çuhaciyana üç operet bestelemesini teklif etmiştir. Bu anlaşmaya göre, D. Çuhacıyan ayda 25 altun ve her bir opereti için de 250 - 300 altun müellif hakkı alacaktı. Üstad, 1874 de “Köse Kâhya” yı bu şartlar altında hazırlamıştır. S. Tavityan’a göre bu sırada, hayranlarından biri olan Karekin Melikyan bir koronun teşkili ve yetiştirilmesi için bestekâra ayrıca 1500 altun vermişdir. Aynı yıl, Ortaköyde, Taşmerdiven adlı semtte büyük bir yangın olmuş ve D. Çuhacıyan’ın evi, eşyaları ve şahsî evrakı da yanmıştır. Hayırlı bir tesadüfle operetlerin partisiyonları dostu Kevork Abdullahın yanında bulunduğundan kurtulmuştur.
1873 de, Beynelmilel Musiki Festivalinin daveti üzerine “İkinci Arşak” operasını temsil etmek üzere, Vartovyan Tiyatrosunun birinci süflörü Dikran Kalemciyanla beraber Viyanaya gitmişse de, muvaffak olamıyarak az sonra İstanbula dönmüştür.
Güllü Agop, Çuhacıyan - Melikyan Operet Heyetinin başarılarını görerek kendisi de Batıdan operetler tercüme ettirip temsil etmeğe başlamış ve Çuhaciyanın heyetinden bazı elemanları tarafına ayartmışdır. Üstâda karşı besledikleri büyük muhabbetten dolayı, ancak Takvor Nalyan, Haçik Papazyan, Şazik Köylüyan, Ohannes Acemyan ve Dikran Kalemciyan gibi birkaç sanatkâr ve ufak bir koro kendisine sâdık kalmışdır. İlerde bunlardan bazıları da ayrıldığından, Beyoğlu ve Kadıköyde verdiği temsiller aksamış ve kumpanya dağılmıştır.
1876 da, Sultan Hamid Çuhacıyan’ın faaliyetini durdurmuştur.
1878 de, Türk-Rus Sulh Muahedesi imzalandıktan sonra, gran dük Nikola’nın şerefine tertiplenen merasime, Çuhacıyan da eserlerinden hazırladığı bir programla katılmış ve orkestrayı bizzat kendisi idare etmiştir. Törende Sultan Hamid de hazır bulunmuş ve bestekâr - maestro’yu nişanla taltif etmiştir. Bu münasebetle kendisine Grandük Nikola nişan vermiş; muhtelif tarihlerde, Fransız ve İtalyan Hükûmetleri de güzide bestekâra nişanlar vermişlerdir.
1882 - 1883 yıllarında, Üsküdarda, Cemaran Mektebinde musiki muallimi olmuştur.
1890 da “Zemire” adlı operasını besteledikten sonra, ertesi yıl Parise gidip orada bu eserini temsil etmek istemiştir. Fakat bu iş büyük masraflara muhtaç olduğundan, Fransanın namlı Ermeni zenginlerinden Kapriel Ekneyan’a müracaat etmiş, o da teklifi müsbet karşılamışsa da, vaadini yerine getirmeden az sonra ölmüştür. Çuhacıyan, Pariste Alder namında bir maestro ile tanışarak onun idare ettiği “Splendide - Taverne” adlı orkestraya, “Olymia” nın uvertürünü ve “Fantaisie Orientale” ismini taşıyan bestesini icrâ ettirebilmiştir. Bu vesile ile bir musiki münekkidi Çuhacıyan için “Türkiyenin Offenbachı” denmiştir. Maamafih bu mahdud muvaffakiyetler üstâdı tatmin etmemiştir.
“Zemire” Operası temsil edilemediği için hayal kırıklığına uğrayan Çuhacıyan, 1892 de İstanbul’a dönmüştür. Bu sıralarda maddî sıkıntıya uğrayan büyük sanatkârın şerefine, dostu Sımpad Keseciyan (vefatı 1928 de) tarafından Beyoğlunda, Konkordia Salonunda, Mınakyan Kumpanyasının iştirakiyle temsilli bir konser tertiplemiştir.
1895 de tekrar Parise giderek, “Opera Buf” Tiyatrosunda “Zemire” Operasını temsil etmişse de, umduğu başarıyı elde edemediğinden, İstanbula dönmek için Leblebici Operetini Jubert Neşriyat Dairesine satmak mecburiyetinde kalmışdır.
Son defa temsiller vermek ve oradan da Parise geçmek gayesile İzmire gitmiştir. Fakat henüz emelleri tahakkuk etmeden orada, 25 Şubat 1898 de yüzünde beliren bir kanser tümöründen ızdıraplı günlerden sonra vefat etmiştir. Ölüm döşeğini de, son sözü olarak. Verdi’nin Othello Operasının partisiyonunu istemiştir. Cenaze merasimini ölümünden üç gün sonra yapılmış ve Diran Kasparyanla Sımpad Keseciyan’ın gayretleri sayesinde mutantan olmuştur. Törende Patrik Varjabetyan için betelediği cenâze marşı çalınmıştır.
1903 de, İzmir Ermeni Mezarlığında bulunan kabri üzerine, Sımpad Keseciyanın, Arutyun Sinanvan’ın Diran Kasparyan’ın, ve Istepan Agayan’ın himmeti ile şanına lâyık bir âbide dikilmiştir.
Hürriyetten sonra, Arşak Benliyan’ın Operet Kumpanyası, İstanbulda D.Cuhacıyan’ın eserlerini ihya etmiştir. Mumaileyh 1910 da, Sempad Keseciyan ve Ervant Tolayanla birlikte bir tiyatro heyeti teşkil edip, Rumanyayı, Belçikayı ve İngiltereyi ziyaret ederek temsiller vermiştir. Bu meyanda “Leblebici Horhor Ağa” opereti kâh tamamiyle, kâh kısmen sahneye konulmuşdur.
1948 de ölümünün ellinci yıldönümü münâsebeti ile Beyoğlu Gençlik Kulübü amatörleri büyük bir koro ve 80 kişilik kadro ile Leblebici Horhor Ağayı temsil etmiş ve çok muvaffak olmuşdur (Fakat bu asil alâka, bir amatör gençler topluluğundan önce türk sahnesini temsil eden otoritelerden beklenirdi. İst. Ansiklopedisi).
Dikran Çuhacıyan, Doğu musiki çevrelerinde, Şarkın musiki motiflerini Batı müziğiyle kaynaştıran ilk bestekâr olmuştur. Bu maksadla minör “gamme” ları kullanmıştır. Ünlü aktör Arutyun Aleksanyan’ın oğlu musiki münekkidi Nubar Aleksanyan 1926 yılı Teotik Salnamesinde (s. 459), bu hususta ezcümle şunlart yazmaktadır:
“Çuhacıyan’ın eserlerinde iki keyfiyet göze çarpar. Birincisi dramatik hareketin (mouvement) kuvvetidir. Bu babda Çuhacıyan’ın hareketlerinin daima çeşitli ve canlı olduğunu söyliyebiliriz. Meselâ, İkinci Arşak Operasının uvertüründe sekiz defa hareket değişmektedir ki, bu ender rastlanan bir keyfiyettir. “Rythme” e ve “gamme” a gelince, melodinin gidişatı ağır olduğu zaman çok defa minör gamları kullanmaktadır. Gidişat hızlı olduğu zaman da gamlar bâzan “mineure harmonique” bâzan alaturka ve bazan da alelâde major şeklini almaktadır. Zemire’nin gammı “sole majeure” dür fakat “rythme” i arap melodilerinin “rythme” ini andırır. Cuhacıyan da Offenbach gibi kuvvetli “rythme” ler kullanmaktadır.
“Armoniye gelince, umumiyetle eserlerinde basittir. Modulation’lar klâsik şekle uyarak hemen hemen daima “Accords de septième” lerle yürümektedir. Bilhassa Şark melodilerinde, muhtelif “pédale” şekillerine rastlanmaktadır.” (N. Aleksanyan).
Dikran Cuhacıyan’ın hakkında yerli ve ecnebi basınında çıkan yazıların nezdinde bulunan koleksiyonunu, 1895 de, kendisine bir tiyatro heyeti müdürü süsü veren İngiliz tebaalı bir Musevî, Londrada eserlerini temsil etmek teklifinde bulunarak, bu hususta zemin hazırlamak vaadiyle elinden almış ve bir daha meydana çıkmamışdır.
Türk Ansiklopedisinde çok kısa hal tercemesinde şunlar yazılıdır:
“Çuhaciyan piyanist olarak bir çok Avrupa hükümdarları huzurunda konserler vermişdir. Hem musikimizin batılaşmasını sağlamış, hem de türk melodilerinin Avrupada tanınmasına yol açmıştır. Saf bir Anadolu köylüsünün İstanbuldaki serüvenlerini anlatan ve neşeli şarkılarla süslenmiş Leblebici Horhor Ağa Çuhaciyan’ın en çok tanınmış eseridir ve günümüze kadar operet sahnelerimizde oynanmakta devem etmektedir.”
İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın son eseri olup ömrü vefa etmediği için Avni Aktuç tarafından tamamlanan “Hoş Sadâ - Son asır türk musikişinasları” isimli eserde, batı musikisinde her iki yazarın kalem salâhiyetsizliği dolayısı ile Dikran Çuhacıyan’a lâyık olduğu yer verilememiş ve şu satırlarla yetinilmişdir:
“Şark mûsikisi ile garb mûsikisini ilk defa biri birine mezcederek bir kaç operet yazmıştır: “Ârifin hilesi”, “Leblebici Horhor Ağa”, “Köse Kâhya”, “Olympia”, “Zemire” operetlerinden bilhassa “Leblebici Horhor Ağa” meşhurdur. 1874 senesinde Agyazar Melikyan ile birlikte bir tiyatro kurarak İstanbul ve Beyoğlu semtlerinde çalışmaya başladı, oldukça da rağbet gördü, fakat tiyatro heyeti bir müddet sonra dağıldı. Zemire adındaki operetini Paris sahnelerinde oynatmak istedi ise de muvaffak olamadı; İzmire çekildi, 10 mart 1898 de orada sefâlet içinde vefat etti. Cenazesinde kendi bestelediği ölüm marşı çalınmışdır.”
Aşağıdaki satırları ermenice ve fransızca dillerinde sanat münekkidi ve Çuhacıyan Operet Heyetinin başlıca şahsiyetlerinden Ohannes Acemyan’ın 29 Mart 1908 tarihli “Luys” (Işık) mecmuasındaki bir makaalesinden alıyoruz:
“Ermeni sahne sanatkârlariyle operet tiyatrosunu kurmak şerefi, tamamiyle musikişinas ve İtalyan Ekolünün talebesi Çuhacıyan’a aittir. Bu istidatlı ve azimli şahıs, opereti inkişaf ettirmek hususunda ümitli idi. Bu ümitledir ki, günün birinde bir koronun teşekkülüne teşebbüs etti. Bu iş kolay değildi. Sanata karşı büyük feragata ve aska mâlik olmak gerekti. Cuhacıyan kendisini ve ailesini geçindiren derslerini terk etmek zorunda kaldı. Vartovvan gibi, sağda solda dolaşıp, güzel sesli ve mümkünse yakışıklı genç erkek ve kızlar arayıp bulmağa mecbur oldu. O kadar kişiyi aylarca tutup iaşelerini temin etmek, alelâcele yetiştirip, solfeje, dansa ve musikiye alıştırmak, bağarmak itiyadlarını unutturmak ve nihayet tedricen musiki telâffuzunu öğretmek mecburiyetinde kaldı.”
Şarasan’ın (Sarkis Tütüncüyan), “Türkiyede Ermeni Sahnesi ve Sanatkârları” adlı ermenice eserinde şu satırlar yazılıdır:
“Çuhacıyan’ın bütün eserleri de ölümsüzdür. Üstad onlarda Şark Musikisinin melodilerini bütün sihri ve hayali ile Batı Musikisinin şartlarına intibak ettirebilmiştir. Böylece bir musiki değişikliği (variation) meydana getirmiştir ki, geçmişte bazı Avrupalı büyük bestekârlar tarafından denenmiş olduğu halde, çok sönük ve bigâne kalmıştır. Çuhacıyan, dünya musiki tarihinde hususî bir mevki işgal etmeye lâyıktır. Zira eserlerinin ekseriyetinde, teneffüs ettiği bütün hayat belirmektedir. Fikirlerinin tazeliği, müzik tekniğinin muhtelif nüansları ve orijinal karakteri ile, sanatı, Şark Musikisinin en üstün billûrlaşmasıdır. O, halk kütlelerinin derin fakat maalesef kısa süren büyük teveccühüne nail olmağa hak kazanmıştır.”
1926 yılı Teotik Salnamesinde çıkan, tiyatro tarihi müdekkiki Sempad Tavityan’ın (1858 - 1926) notlarında ise şu satırlar kayıdlıdır.
“Dikran Çuhacıyan sırf mümtaz bir bestekâr ve musikişinas olarak kalmadı, aynı zamanda Türkiyede yeni bir çığır açtı, kat’î bir tesir icra eyledi ve dramatik tiyatroya da tepkileri olan operet tiyatrosunu kurdu. Onun sâyesinde, Serovpe Benliyan ve sâir üstadlar meydana geldi. Bunlar ilerde, Çuhacıyan’ın eserini az veya çok başarı ile devam ettirdiler”.
Simon Kapamacıyan da, 1929 yılı salnamesinde ezcümle şunları yazmaktadır.
“Eserlerinin muvaffakiyetine muvazi olarak, şanssızlıklara da maruz kalmıştır. Olympia’nın, Avrupa heyeti tarafından Naum’un Beyoğlundaki tiyatrosunda temsil edilmek üzere Sarkis Bey Balyan’ın evinde son provaları yapılırken, orada hazır bulumanlardan, zamanının bahriye erkânından Robert Paşa güzide bestekâra yaklaşarak şu sözlerle hayranlığını ifade etmiştir:
— Denizciler umumiyetle taş yürekli insanlardır, fakat operanızın melodileri hakikatten kalbimi müteessir etti!”
Zamanının Avrupa basını da Çuhacıyandan sitayişle bahsetmiştir. İtalyan gazeteleri onu “Il Verdi Armeno” (Ermeni Verdi), fransızca gazeteler ise “L’Offenbach de l’Orient” (Şarkın Offenbach’ı) tesmiye etmişlerdir. Keza, Le Temps gazetesinin muharrirlerinden M. Weber de onun hakkında methiyeler dolu yazılar neşretmiştir.
Dikran Çuhacıya’nın eserleri çok çeşitlidir; 1 — Opera ve operetleri; 2 — Solo şarkıları; 3 — Dinî besteleri; 4 — Piyano parçaları olmak üzere başlıca dört kısma ayrılır.
Başlıca eserleri şunlardır:
İkinci Arşak (Arsace II) veya Olympia — 1868 de bestelenmiş büyük bir operadır. İki isim taşıdığı için, bazı kimseler tarafından biribinden ayrı iki eser olduğu zannedilmiştir. Mevzuu Milâdî dördüncü asır Ermeni tarihinden alınmıştır. Vak’a 350 yılında Ermenistan’ın Vağarsabad şehrinde geçmektedir. Bu sebeple Sultan Hamid’in gününde tamamı sahneye konulmamışdır. Ancak 1869 da, Kral İkinci Arşak’ın zevcesi Olympia’nın adiyle Naum’un tiyatrosunda kısmen temsil edilmiştir. Librettosu şair Tovmas Terziyan tarafından önce İtalyanca olarak yazılmış ve bilâhare Siropyan Hekimyan tarafından ermeniceye çevrilmiştir. Tiyatro tarihi müdekkiik Sımpad Tavityan ise ermenicesini de Terziyan’a atfetmektedir. Çuhacıyan önce bu eserinin uvertürünü bestelemiş ve ilk defa, Nubar Aleksanyan’a göre hassa mimarı Serkis Bey Balyan’ın evinde, Sımpad Tavityan’a göre de hassa mimarı Agop Bey Balyan’ın evinde icrâ edilmiştir. Bilâhare, Viyana ve Napoli gibi Avrupa şehirlerindeki konserlerde icrâ olunarak bestecisine şöhret kazandırmıştır.
Uzun müddet kaybolduğu sanılan operanın el yazması 1942 de kompozitor Kevork Dikranyan tarafından Ermenistan İlimler Akademisi arşivinde bulunmuştur. Librettosu rejisör Armen Kulakyan tarafından islâh edilmiş, musikisi ise, K. Dikranyan, Şahvertyan, Levon Hocaeynatyan ve Mikayel Tavrizyan tarafından retüş görmüşdür. Bu tebeddülâttan sonra, ilk temsili 17 Kasım 1945 de Erivan Devlet Operasında yapılmıştır. 1956 yılında da esere bir dans sahnesi ilâve edilmiştir.
Arifin Hilesi — İlk Türk operetidir. 1872 veya 1873 de bestelenmiştir. İlk defa 1874 de büyük başarı ile Beyazıd Meydanındaki Misafirhâne adlı binada temsil edilmiştir. Primadonna soprano Şazik Köylüyan jeune primer ise zevci aktör ve münekkid Ohannes Acemyan olmuştur. Mevzuu halkın hayatından alınmıştır. Melodileri alaturka ise de batı müziği de yer almaktadır. Eserin librettosu Nikola Gogol’un (1809-1852) “Revisör” adlı komedyasının adaptasiyonudur. S. Tavityan ise ünlü Fransız bestekârı Boieldieu’nün (1175 - 1834) “Nouveau Seigneur du Village” (Köyün yeni ağası) isimli eserinden. Kıbrıs Fransız Konsoloshanesi tercümanı Hovsep Yazıcıyan tarafından Osmanlı sahnesine adapte edildiğini yazmaktadır. N. Aleksanyan da bu eserin hazırlanmasında D. Çuhacıyan’ın İtalyan bestekârı Alboretto ile teşriki mesai ettiğini kaydetmektedir. Eserin ilk temsili için provalar aylar sürmüş ve Çuhacıyan 30-40 kişilik tecrübesiz bir koroyu sahne müziğine alıştırmak için büyük güçlükler çekmiştir.
Köse Kâhya — Bu operet 1874 de bestelenmiş ve aynı yıl da temsil edilmiştir. Librettosu aktör Karekin Restuni tarafından yazılmış bir komedidir. N. Aleksanyan’a göre, münekkidler tarafından bu operetin Çuhacıyanın şaheseri addedilmesine rağmen, Ârifin Hilesi ve Leblebici Horhor Ağanın dûnunda bulunmaktadır.
Bu eser 1950 de İstanbulda Vega Tiyatro Heyeti tarafından ermenice olarak temsil edilmiştir.
Leblebici Horhor Ağa — 1875 de bestelenen operet, Çuhacıyan’ın en fazla rağbet gören ve en popüler eseridir. Librettosu aktör Takvor Nalyan (1843 - 1876) tarafından türkçe olarak kaleme alınmıştır. İlk temsili 1875 yılı Kasım ayında yapılması kararlaştırılmış olduğu halde, Madam Şazik’in rahatsızlığı dolayısiyle 11 Ocak 1876 tarihine tehir edilmiştir. Büyük masraflarla hazırlanan ve zengin dekorlarla Beyoğlu Fransız Tiyatrosunda verilen ilk temsil büyük bir başarı sağlamıştır. Kısa bir zamanda “Çek kayıkçı” ve “Biz Köroğlu yavrusuyuz” şarkıları dillerde dolaşmağa başlamıştır. Eser türkçeden maada almanca, rumca ve 1949 da İstanbulda Vega Tiyatrosu tarafından ermenice olarak da temsil edilmiştir. 1944 den beri, bazı retuşlardan sonra Erivanda “Karine” adiyle de temsil edilmektedir. Leblebici opereti son yıllarda şehrimizde birkaç defa türkçe olarak İstanbul Operasındaki Ermeni sanatkârların iştirakiyle sahneye konulmuşdur. Bu meyanda, 1964 yılı baharında, Kıbrıs Türkleri menfaatine iki temsil verilmiştir.
Zemire — Çuhacıyan’ın son eseri olup, bir opera-comique’dir ve 1880 de bestelenmiştir (H. Papazyan’a göre 1890 da), Türkçe olan librettosu suflör Dikran Kalemciyan tarafından kaleme alınmıştır. Fransızcaya çeviren Anmeğyan bazı değişiklikler yapmıştır. İlk defa 1891 de Beyoğlunda, S. Tütüncüyan’a göre Konkordia Salonunda, N. Aleksanyan’a göre de Fransız Tiyatrosunda türkçe olarak Madam Benatinin Fransız Heyeti tarafından temsil edilmiştir. İkinci defa Franzini’nin İtalyan Kumpanyası tarafından 1894 de Yeni Fransız Tiyatrosunda sahneye konulmuşdur. Bu ikinci temsilde Çuhacıyan bâzı değişiklikler yaptığından, büyük başarı kazanmıştır. Üstad hayatta iken 4-5 defa temsil edilen Zemire, ölümünden sonra bir daha sahnede görülmemiştir. Ünlü sanatkâr bu eserine karşı hususî bir muhabbet beslemiştir. Pariste onunla, şöhretinin zirvesine ulaşmasını denemişse de, biraz da talihi yardım etmediğinden bunda muvaffak olamamıştır.
İndiana — Hiç temsil edilmeyen bu operayı Çuhacıyan 1897 de bestelemiştir. Elyazmasını birkaç altun mukabili Eğyazar Melikyan nezdinde emanet bırakıp kendisi İzmire hareket etmiştir.
Çuhacıyan’ın Türk - Sırp harbi esnasında bestelenen “Aleksinaz” adlı müzikli bir draması daha mevcuttur ki güftesi Edip Nazım Beyindir.
Solo şarkıları — Ermenice olanlar şunlardır: “Voh inc anus” (Oh ne tatlı), “Mayr Araksi” (Aras nehri üzerine bir şarkı), “Voğçuyn ar Khrimyan” (Hrimyan’a Selâm), “Kobarik” (Bir kız ismi). İki tane de fransızca şarkı vardır. Birincisi “Laura” güftesi Victor Hugo’nundur; ikincisi “Rapelle-toi” (Hatırla) güftesi Alfred de Musset’nindir.
Dinî tegannileri — Ermenice olup adları şunlardır: “Khorhurt khorin” (Derin sır), “Surp, surp” (Aziz, aziz), “Hayr mer”, (Pederimiz, orkestra ve solo için), “Ave Maria” (1917 de La Rochelle şehrinin kilisesinde terennüm edilmiştir). Patrik Nerses Başpiskopos Varjebatyan’ın (1837-1884) vefatı münasebetiyle yazdığı cenaze marşını da bunlar arasında zikredebiliriz.
Piyano parçaları — “Mouvement perpétuel”, “Cascade de Couz”, “İllusion” (Valse), “Après la Cavotte”, “Marche Hamidie”, “Marche Persane”, “Deux Fantasies Orientales”, “La Iyre Orientale”, “Romance”, v.s.
Kevork PAMUKCİYAN
Dikran Çuhacıyan
(Resim: Sabiha Bozcalı)
Theme
Person
Contributor
Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Kevork Pamukciyan
Identifier
IAM080231
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Sabiha Bozcalı
Description
Volume 8, pages 4151-4156
Note
Image: volume 8, page 4152
Theme
Person
Contributor
Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.