Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
ÇOCUK TULUMBACILAR
İstanbulda yangın tulumbacılığının en revacda olduğu devirlerde bile tulumbacılık İstanbul halkının büyük çoğunluğu tarafından bayağı, haysiyet kırıcı görülmüşdür (B.: Tulumbacı).
Vâsıf Hoca Merhum, İstanbul gençleri ve çocuklarının tulumbacılığa karşı aşırı bir heves, âdeta bir sevda duyduklarını her vesile ile sık sık belirtir ve aynı zamanda, varlık içinde naz ile büyütülmüş nice bey, paşa oğullarının bu sevdâ ile perişan olduklarını, kahvehâne peykelerine, meyhâne köşelerine, hamam külhanlarına, esrar tekkelerine düştüklerini söyler.
R. E. Koçu, konsolosluk, Şûrayı Devlet azâlığı ve Beşinci Sultan Mehmed Reşada mâbeyincilik yapmış amcası Reşid Beyin hayatını bir roman denemesi için tesbit etmeye çalışır iken şunları yazıyor:
“... Ayasofyada Kabasakal Mahallesindeki konakta, daha on iki on üç yaşlarında iken bir Hacı Ağa’dan tütüne alışmıştı. Selâmlığın daimî misafirlerinden Şair Andelib, ona gizlice okuduğu vatan şiirleri arasında gizlice rakı içirmişti. Rakıyı tattığı zaman zannederim ki, on yedi yaşında idi, yine o yaşda, gizlice bir çift tulumbacı yemenisi yapdırdı, babası Şehiremaneti muhasebesicisi Reşad Beyin mutlak itimadını kazanmış uşaklarından Sarı Mustafa ile bir gece İshakpaşa Sandığında, dizlik denilen tulumbacı donu ve bir fildikos fanilâ ile yalınayak, başında ...
⇓ Devamını okuyunuz...
İstanbulda yangın tulumbacılığının en revacda olduğu devirlerde bile tulumbacılık İstanbul halkının büyük çoğunluğu tarafından bayağı, haysiyet kırıcı görülmüşdür (B.: Tulumbacı).
Vâsıf Hoca Merhum, İstanbul gençleri ve çocuklarının tulumbacılığa karşı aşırı bir heves, âdeta bir sevda duyduklarını her vesile ile sık sık belirtir ve aynı zamanda, varlık içinde naz ile büyütülmüş nice bey, paşa oğullarının bu sevdâ ile perişan olduklarını, kahvehâne peykelerine, meyhâne köşelerine, hamam külhanlarına, esrar tekkelerine düştüklerini söyler.
R. E. Koçu, konsolosluk, Şûrayı Devlet azâlığı ve Beşinci Sultan Mehmed Reşada mâbeyincilik yapmış amcası Reşid Beyin hayatını bir roman denemesi için tesbit etmeye çalışır iken şunları yazıyor:
“... Ayasofyada Kabasakal Mahallesindeki konakta, daha on iki on üç yaşlarında iken bir Hacı Ağa’dan tütüne alışmıştı. Selâmlığın daimî misafirlerinden Şair Andelib, ona gizlice okuduğu vatan şiirleri arasında gizlice rakı içirmişti. Rakıyı tattığı zaman zannederim ki, on yedi yaşında idi, yine o yaşda, gizlice bir çift tulumbacı yemenisi yapdırdı, babası Şehiremaneti muhasebesicisi Reşad Beyin mutlak itimadını kazanmış uşaklarından Sarı Mustafa ile bir gece İshakpaşa Sandığında, dizlik denilen tulumbacı donu ve bir fildikos fanilâ ile yalınayak, başında keçe külâh, Beşiktaşda çıkan yangına koşdu ve sandığın uşakları, ömründe ilk ve son defa olarak İstanbul sokaklarını daltaban arşınlayan küçük beyin kim olduğunu öğrenemediler; macerâdan konak da haber alamamışdı; küçükbeyin tulumbacı kılığında Abdullah Birâderler Fotoğrafhânesinde çekdirdiği bir resim de, şirin bir hâtıra olarak ancak sâdık uşak Sarı Mustafa tarafından saklanabilmişdir.”
Tulumbacılığın ayak takımı için biçilmiş kaftan olduğu aydın hakikattir.
Çocukluğunda ve gençliğinde sandık kolu altında yalın ayak, pırpırı kıyafet yangınlara koşmuş rahmetli Osman Cemal Kaygılı da “Aygır Fatma” adındaki şaheserinde bu hâtırayı çok şirin bir sahne ile anlatıyor. Aygır Fatma, Zehra ile hasan adında iki gencin aşk romanıdır. Romanın kahramanlarından Hasan, yazarın kendisi Osman Cemal’dir. Romanın baş taraflarında o zamanlar, İkinci Abdülhamid devri sonları pek meşhur olan fulya bahçeleri tasvir olunur ve yazar, çocukluk çağındaki büyük aşkının mâsum hâtırasını tesbit eder:
“... İstanbul yeni bir bahara daha kavuşmuştu, bu yeni baharın cumalarından biri idi. Hasan’ın haşarı mahalle arkadaşları bir gaz sandığının iki yanına bostanlardan aşırdıkları birer fasulya sırığı çivilemişler, içlerinden en büyüklerini de kendilerine reis yapmışlar, mahalle aralarında tulumba talimi ediyorlardı. Tabiî bu talimler hep ceketsiz, yeleksiz, pantalonlarının paçaları sıvalı, yalın ayak, başı kabak yapılıyordu.
“O gün bunların reisliğini yapan en büyükleri, Cuma olduğu için, mahallenin çekirdekten yetişme olan bu küçük tulumbacı namzedlerini önüne katmış, onlara yollarda türlü şaklabanlıklar yaptırarak, türlü naralar savurtarak, sandık omuzda, fulya tarlasına kadar çıkarmıştı. Hasan da aralarında idi.
“Küçük tulumbacılar fulya tarlasının en kalabalık yerinde sandıklarını yere indirip dinlenmek için yerlere serdikleri zaman, bunların etrafını bir sürü seyirci almıştı. Reisleri olan büyükçe oğlan şimdi bu kalabalığın karşısında etrafa caka için salt adları ile değil de sonradan uydurma lâkapları ile çağırıyordu:
— Ulan Kılkuyruk Şaban... kalk şuradan bana bir ateş bul, cıgaramı yakayım.
— Ulan Cimdallı Saim, haydi bakalım burnunla bir zurna çal da Topuz Ömer bir çiftetelli oynasın
— Ulan Zümbülbekek Mehmed... ayağına yolda diken batmış, al şu çakıyı da dikeni çıkar, malum ya, dönüşde çarşıdan geçeceğiz, baş takımı siz kovacaksınız!...
— Ulan Kuşkonmaz Hasan... oturduğun yerden yeniden bir beyitli nara düz de giderken yollarda onu atalım!...
“İşte tam bu sırada etrafını sarmış olanların arasında uzunca boylu, esmerce bir kızın gözlerine ilişen Hasan o anda kıpkırmızı kesildi. Kızın da kendisine karşı yüzünü ekşitmesi üzerine o kıpkırmızı yüz limon gibi sararak Hasan o canım misk kokulu, ap açık, ap aydınlık, yem yeşil ve koskoca fulya tarlası simsiyah, daracık, havasız, berbad bir zından kesildi...”
Her sandığın ayak takımından 14-15 yaşlarında bir maskot çocuğu vardı; grup hâlinde çekdirtilen resimlerde bu oğlancıkların eline fener vermek de bir gelenek haline gelmişdi, o resimleri görüp fenercilerin çocuk olduğu zan edilmemelidir; maskot tulumbacı çocuklar takım ile ancak pek yakın semtlerdeki yangınlara koşdurulurdu. Bu çocuk tulumbacılardan da ancak üçünün adını tesbit edebildik: Kazlıçeşme Sandığından Kara Hidâyet, Üsküdar Dâirelilerden Filiz Hüseyin, Çengelköyü Kiliselilerden Kız Ahiba.
Tulumbacı kıyâfetiyle hâtıra resmi (Reşid Bey)
(Resim: Sabiha Bozcalı)
Kazlıçeşme Yangının Tulumbacı Sandığının maskot çocuğu Kara Süleyman
(Resim: Sabiha Bozcalı)
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Sabiha Bozcalı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM080104
Tema
Diğer
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Emeği Geçen
Sabiha Bozcalı
Tanım
Cilt 8, sayfalar 4090-4092
Not
Görsel: cilt 8, sayfalar 4091, 4092
Bakınız Notu
B.: Tulumbacı
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Sabiha Bozcalı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.