Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
GANGSTER, GANGSTERLER
“Amerikanca bir halk deyimi, Gang denilen câniler çetesi üyesi; bu çeteler sistemli olarak kumardan, fuhuşdan, uyuşturucu maddelerden ve endüstri âleminden harac alarak gelir sağlayan karmakarışık kuruluşlu teşekküllerdir. Bu tipde bir câniler kumpanyası içinde bulunan bir gangster, üstünden aldığı emirle soygunlar yapan, para gasbeden ve adam öldüren bir hayduddur” (Türk Ansiklopedisi).
Gangster’in bu tarifine, soygunların, gasbların ve cinâyetlerin mutlakaa gündüz yapılmış olmasını da eklemek lâzımdır.
Birleşik Amerika Devletleri topraklarında başlayan Gangsterliğin binlerce cinâî vak’a ile dolu çok kanlı bir tarihçesi vardır ki bu ansiklopedinin sınırı dışında kalır. Memleketimizde ve en büyük, kalabalık şehrimiz İstanbulda, şu satırların yazıldığı 1972 yılına kadar, Amerikada olduğu gibi çalışan gangsterler görülmemişdir. Fakat, 1950 den sonra, İstanbulda silâhlı soygunlar, bu arada banka baskınları yapan azılı haydudlar çıkmış, baskınlarda adam öldürülmüş ve basın tarafından o haydudlar için de “Gangster” veya “Gangster Taslağı” deyimleri kullanılmışdır.
Tek başlarına ve kendi hesablarına çalışan, merkezi bir teşkilâta bağlı olmayan o şerirlerin hakkındaki Gangster deyimini, memleketimiz için, “ölümü göze alan ve soygun işi yolunda adam öldürmekden aslaa çekinmeyen şehir hay...
⇓ Devamını okuyunuz...
“Amerikanca bir halk deyimi, Gang denilen câniler çetesi üyesi; bu çeteler sistemli olarak kumardan, fuhuşdan, uyuşturucu maddelerden ve endüstri âleminden harac alarak gelir sağlayan karmakarışık kuruluşlu teşekküllerdir. Bu tipde bir câniler kumpanyası içinde bulunan bir gangster, üstünden aldığı emirle soygunlar yapan, para gasbeden ve adam öldüren bir hayduddur” (Türk Ansiklopedisi).
Gangster’in bu tarifine, soygunların, gasbların ve cinâyetlerin mutlakaa gündüz yapılmış olmasını da eklemek lâzımdır.
Birleşik Amerika Devletleri topraklarında başlayan Gangsterliğin binlerce cinâî vak’a ile dolu çok kanlı bir tarihçesi vardır ki bu ansiklopedinin sınırı dışında kalır. Memleketimizde ve en büyük, kalabalık şehrimiz İstanbulda, şu satırların yazıldığı 1972 yılına kadar, Amerikada olduğu gibi çalışan gangsterler görülmemişdir. Fakat, 1950 den sonra, İstanbulda silâhlı soygunlar, bu arada banka baskınları yapan azılı haydudlar çıkmış, baskınlarda adam öldürülmüş ve basın tarafından o haydudlar için de “Gangster” veya “Gangster Taslağı” deyimleri kullanılmışdır.
Tek başlarına ve kendi hesablarına çalışan, merkezi bir teşkilâta bağlı olmayan o şerirlerin hakkındaki Gangster deyimini, memleketimiz için, “ölümü göze alan ve soygun işi yolunda adam öldürmekden aslaa çekinmeyen şehir haydudu” olarak kabul ediyoruz.
Gangsterlik yoluna atılabilmek için cür’etden başka pençeli, ve vucud yapısı baş vurduğu çetin işe elverişli ve elbet ki, gençliğin ateşli çağında bulunmak gerekir.
Bir genci o karanlık yola sürükleyen âmiller arasında, konuları Amerikan gangsterlerinin hayatından alınmış sinema filmlerini, tehlikeli mâcerâ romanlarını ve hırsızlıkla karışık cinâî romanları, türlü eğlenceli hayat sahneleri karşısında dar geçimi, yoksulluğu, gençlik ve güzellik çağlarında eğlenmek ve süslenmek imkânsızlığını, sefâlet denilebilecek derin mahrumiyeti; ve nihâyet, uygunsuz adamların pençelerine düşerek ırzlarına tecâvüz edilmiş delikanlıların zillet duygusundan gelen nefret kamçısı altında, câniyâne kabadayılık ile topluma meydan okuma hırsını kaydetmek gerekir.
İstanbul basınında ilk defa olarak “Gangster” tâbiri, tek başına güpe gündüz bir banka soymuş olan ve soygundan sonra kaçışı, zâbıtaca tâkibi, ve yakalanması İstanbul halkınca heyecanla izlenmiş Necdet Elmas hakkında kullanılmışdır.
İrfan Vural — İstanbul basınında “Gangster” denilmiş haydud - cânilerin en cüretlisi, 1932 de Trakyada Babaeskide doğdu, Bulgaristan göçmenlerinden bir ailenin oğludur; 1950 de (17 - 18 yaşlarındadır) babası ile birlikde bir iş için Düzceye gittiklerinde babasını döven bir jandarma neferini yaraladı, hapse mahkûm oldu, mahpushânede cinsî sapık mahkûmların zenânesi oldu, müddetini doldurup çıkmasından az sonra bir erkek çocuğun ırzına cebren tecâvüzden tekrar hapsedildi (Yattığı ilk hapishâneler, cezâ müddetleri ve ırza tecâvüz vak’asının yeri tesbit edilemedi).
İkinci defa hapisden çıkdıkdan sonra Üsküdarda tanışdığı ve çok yakın dostluk kurduğu Çingene Hasan adındaki cinsî sapık sabıkalının teşviki ile bir akşam bir kuyumcunun yolunu keserek silâh tehdidi ile içinde 180.000 liralık mücevher bulunan çantasını gasbederek kaçdı, fakat suç ortağı ile mücevherleri paylaşamadan yakalandılar ve İrfan Vural 19 yıl 5 ay hapse mahkûm oldu, cezasını çekmek üzere Bolu Cezâevine gönderildi (1961); ve altı ay yattıkdan sonra o cezâevinden kaçmaya muvaffak oldu. İstanbula geldi.
Bir cezâevi kaçağı olarak silâhlı ve eli de tabancasının tetiğinde, kuşku içinde dolaşırken 25 kasım 1966 da saklandığı Gaziosmanpaşa semtinde dolaşırken, ertesi günü yapılacak düğününün heyecanı içinde bulunan polis memuru Adil Aydoğmuş adındaki gencle karşılaşdı, polis memurunu kendi peşinde olduğunu sanarak tabancasını ateşleyerek genc polisi öldürdü ve kaçdı.
Günlerce amansız takib edildi, önce Babaeskiye giden kaatil, orada beş gün bir samanlıkda saklandı, polisin peşini bırakmadığını görünce yine İstanbula döndü, Sağmalcılara gitti, oradan Üsküdara geçerek Doğanlılarda kızkardeşinin evine sığındı, ve polis tarafından izi bulunarak 9 aralık 1966 da, yağmurlu bir gecede o eve gelirken yolu kesildi, polisle silâhlı bir çatışma yaptı, komiser Câzib Işık ağır yaralandı, o günlerde gazetelerin yazdığı unvanları ile “Irz Düşmanı, Cezâevi Kaçağı ve Polis Kaatili” İrfan Vural da ayağından yaralandı ve: “Beni öldürmeyin!..” diye yalvararak teslim oldu, önce hastahâneye, yarası tedavi edildikden sonra da Sultanahmed Cezâevine götürüldü.
Bir yanda ağırcezâda mahkemesi devam ederken, 1966 - 1968, İrfan Vural Sultanahmed Cezâevinde, yine gazetelerin kullandığı tabir ile bir “Hapishâne Kiralı” oldu, cezâevinin “Meydancısı”, “Kantincisi” ve “Kahvecisi” olmuşdu, günlük kazancı en az 500 lira idi. Silâhlı ve kanlı bir benzin istasyonu yapmış ve yaşları 17 - 18 arasında üç gencden Mehmed Ediz ve Nâil Sevimle kurduğu yakın dostluk ve hapishâne işi cinsî münasebetlerle dışarda yaşayamadığı hayatı yaşıyordu. Yine bir cinsî sapık ve bir polis kaatili olan Emin Aladağ ile de çok sıkı ahbablık kurmuşdu.
15.000 lira birikmiş parası olduğu tahmin edilen İrfan Vural, Emin Aladağ ile yakın ahbablık kurdukdan sonra, aralarına azılı mahkûmlardan Remzi Çetini de alarak cezâevinden kaçma planı hazırlanmışdır ve plan 21 aralık 1967 günü saat 2 de tatbik edilmişdir. Önce cezâevinde sübyan koğuşunu basmışlar, oradan zenâneleri Mehmed Ediz ile Nâil Sevim’i de alarak kaçmışlardır. Sübyan koğuşuna girerlerken İrfan Vural, mani olmak isteyen Kemal Ateş adında bir gardiyanı öldürmüşdür.
Güpe gündüz bu cür’atkârâne ve kanlı firar planının cezâevi dışındaki tatbikcisi yine bir firari sabıkalı olan Remzi Çetin ile uygunsuz takımından işportacı Sürmeneli İsmail Laztürk olmuşlardı.
Sultanahmed Cezâevinden, yeni bir cinâyetin kanı ile sokağa fırlayan iki polis kaatili ile iki kötü çocuğu bir ara sokakda beklettikleri bir taksiye bindirerek evvelâ Aksaraya götürmüşler, orada vasıta değiştirerek Sağmalcılara gidilmiş, yeni yapılmakda olan Sağmalcılar Cezâevinin bodrumunda gizlenmişler, gece de Zeytinburnunda sabıkalı papelcilerden Lütfi Kahvecinin evinde saklanmışlardı. Ertesi günü, 22 aralık, iki gangster ile soygun ve katilden sanık iki çocuğun firarının gazetelerde yayınlanması İstanbulda büyük dehşetle karşılanmışdır. Zabıta yedi gün firarilerin izleri peşinde dolaşmış ve nihayet Karagümrükde bir tesadif eseri şerirlerle karşılaşmışdı.
Niyetleri ilk fırsatda ve belki de ayrı ayrı İstanbuldan çıkıp kaçmak, hattâ Türkiye sınırları dışına çıkmakdı. Tekrar silâhlanmak için Karagümrükde silâh ve kaçakcısı hallaç Hamdi Samastı’ya gitmeye karar verdiler. Zeytinburnundaki evde tabancasını kurcalayan İrfan Vural bir kaza eseri Emin Aladağı baldırından yaraladı, Karagümrükdeki kaçakcıyı görmeye katılamadı, Nâil çocuk da onunla kaldı; İrfan Vural, Remzi Çetin, Mehmed Edis ve İsmail Laztürk bir taksi ile Karagümrüğe gittiler, arabanın şoförü kimleri götürdüğünü bilmiyordu.
Remzi Çetin ve İsmail Laztürk kaçakcı ile pazarlık için arabadan çıkmışlar idi ki Polis 2. Şube Müdürü Vedad Sokollu ile bir komiser muavini ve biri şoför iki polis memuru da o silâh kaçakcısından firarilerin izi hakkında bilgi almak üzere Karagümrüğe, hallacın dükkânı önüne geldiler ve izi ararken şerirlerin kendilerini buldular. Teslim olma teklifine, bindikleri arabanın içinden silâhla karşılık verilince İrfan Vural ile Mehmed Edis arabanın içinde öldürüldüler. Remzi Çetin ile İsmail Laztürk polislerle vuruşarak kaçmaya muvaffak oldu.
İrfan Vurahn cebinden 1750 lira, Mehmed Edisin cebinden de 5 kuruş ile bir telefon jetonu çıkmışdır (28 aralık 1967).
Emin Aladağ — Öncelikle bir cinsî sapık, sonra bir elinden çıkan kazâ kurşunu ile bir polis kaatili ve cezâevi firârisi, gangster ayakdaşı; polis edebiyatında “Serseri Mayn” diye adlandırılmışdır. İlk sabıka kaydını Hasköyde bir erkek çocuğa cebren tecâvüz teşebbüsü ile geçmiş ve o vak’a sırasındadır ki bir polisi öldürmüşdür. Bu vak’adan Sultanahmed cezâevinde yatarken önce Shel Benzin İstasyonu baskıncılarından Mehmed Edis ile ve sonra gangster İrfan Vural ile tanışmış, İrfan Vural hapishâneden kaçma fikrini telkin etmiş, Edis’i ve o çocuğun suç arkadaşı Nâil Sevimli de alarak, Remzi Çetin adındaki kaatilin de katılması ile firariler çetesinin beşincisi olmuş ve firar planı başarı ile tatbik edilmişdir. Firardan sonra, Zeytinburnunda bir eve sığınmışlardır. Zeytinburnunda Emin Aladağın ilk işi hâlâ unutamadığı Hasköydeki çocuğun bir vesika resmini bir fotoğrafçıya büyüttürmesi olmuşdur. Fakat Zeytinburnunda sığındıkları evde, İrfan Vural tabancası ile oynarken Emin Aladağı baldırından vurmuş, yaralı şerir bu yüzden Karagümrük yolculuğuna katılamamışdı. İrfan Vural ile Mehmed Edisin akıbetlerini o günün gecesi Remzi Çetinden öğrendi. Yine Remzi Çetinin kararı ile ertesi günü dağıldılar. Yaralı ve hiç parası olmayan Emin Aladağ’a Remzi Çetin 50 lira verdi ve Emin Aladağ, şaşkın ve perişan, Zeytinburnundaki fotoğrafçıdan Hasköylü çocuğun büyütülmüş resmini alamadan Beşiktaşa kaçdı, metruk bir ahşab evde altı gün kadar gizlenmiş, sonra Aksaraya giderek vaktiyle uşaklık ettiği bir kulüpde gizlenme imkânını aramışdır, fakat orada bir berber çırağının kendisini teşhisi ve zâbıtaya ihbârı üzerine yakalanmışdır (11 ocak 1968). Üzerinde bir ekmek bıçağı ile Remzi Çetinin verdiği 50 lira çıkmışdır. Emin Aladağın o tarihden sonraki hayatı tesbit edilemedi.
Remzi Çetin ve İsmail Laztürk — Polis sicilindeki lakabı “Tilki”, kurnazlığı ile tanınmış bir soyguncu, kumarbaz ve cinsî sapık; 1959 da 27 yaşında iken İzmirde bir soygun - gasb vak’asından yakalanmış, diğer suçlarının tesbiti için İstanbula gönderilmiş, fakat vapurun hareketinden az sonra, girdiği ayakyolu penceresinden elleri kelepçeli olduğu halde denize atlayıp kaybolmuşdu. Firarının geri kalan safhası tesbit edilemedi, sahneye yıllarca sonra Sultanahmed Cezâevi Firarı vak’ası ile girdi. Yine bir cinsî sapık olan Remzi Çetin, İstanbulda uygunsuz takımından işportacı İsmail Laztürkle Shell Benzin İstasyonu soygunundan önce Mehmed Edis vasıtası ile tanışmışdı.
Karagümrük Vak’asından sonra İsmail ile birlikde kaçdı, yanında 5.000 liradan fazla parası vardı, hattâ Karagümrükdeki silâh kaçakçısının istediği 5.000 lira kaparoyu o verecekdi. Önce Sümer Mahallesinde yeni bir ev tuttular, sonra Cankurtarandaki hamamda (Âkbıyık Hamamı?) yıkandılar, yatıp dinlendiler ve yeni evlerine gittiklerinde polislerle karşılaşdılar, en küçük bir direnmede bulunmayarak teslim oldular.
Shell Benzin İstasyonu soygunu ve cinâyeti — Mehmed Edis, Nâil Sevim ve Mahmud Sarı adlarında yaşları 17 - 18 arası üç tüysüz genc 1967 yılı şubat ayı başlarında Londra Asfaltı üzerinde Shell Benzin İstasyonuna silâhlı bir baskın yapmışlar ve 1900 lira gasbederek kaçmışlardır. Baskın sırasında istasyonun gece bekçisi Bolay Pamir isimli genc Mehmed Edis tarafından tabanca ile vurularak öldürülmüşdür. Üç gangster oğlan bir hafta sonra İstanbul polisi tarafından yakalanmışdır.
Mehmed Edis — Benzin istasyonu soygunu sırasında 18 yaşındadır. Dokuz yıldan beri bir matbaada mürettiblik yapmakda olup vak’adan bir hafta önce işinden çıkarılmış ve kanlı soygunun planını hazırlamışdır. Sorguya çekildiğinde cinâyetini itiraf etmişdir. Muhakemesi devam ederken Sultanahmed Cezâevinde yattığı koğuşda yaşca büyük mahkûmlar tarafından devamlı tecâvüze uğramış ve onlar arasında İrfan Vural ve Emin Aladağ ile çok sıkı münasebet kurmuş; hazırlanan firar teşebbüsüne alınmış, fakat yattığı büyükler koğuşundan, tesâhüb rekaabeti ile alınıp götürülmesi güç olacağından, Mehmed Edis, uğradığı devamlı tecâvüzü delilleri ile isbatlayarak kendisini sibyan koğuşuna naklettirmişdir. Firar gecesi kendisini almak üzere sibyan koğuşuna gelen İrfan Vural engel olmak isteyen bir gardiyanı öldürmüşdür ve M. Edis, sibyan koğuşundan arkadaşı Nâil Sevimi de alarak İ. Vural, E. Aladağ ve R. Çetin ile birlikde kaçmışdır. Firardan sonra gangsterlerden ayrılmamış, amansız takib sonunda da Karagümrükde bir otomobilin içinde İrfan Vural ile birlikde öldürüldü. Cebinden yalınız 5 kuruşla bir tetefon jetonu çıkdı.
Bu bahtsız çocuk hakkında aşağıdaki manzûme, mahalleden arkadaşı Mehmed Gökçınarındır (B.: Gökçınar, Mehmed):
Hani Gangster Mehmed, Mehmed Edis vardı ya;
Savurdu gençliğini, güzelliğini havaya.
Çocukluk arkadaşım, ama çok sevişirdik,
Yoldu bir çiçek gibi kendini didik didik.
Baygın elâ gözünü para hırsı bürüdü,
İşte o hırsla Edis, felâkete yürüdü.
Mahallemizden kayboldu çıplak ayaklarıyla,
Bir gün gördüm gezerken kart yosma bir karıyla.
Yanında Hacı Ağa, inşaatcı Lazoğlu,
Bu akşam Sirkecide, yarın akşam Beyoğlu;
Ya bir kamyon şoförü, ya bir motor kaptanı,
Kadeh arkadışıdır değil iken akranı.
Sabahcı hamamları, sabahcı kahveleri,
Derken bir gün duyuldu kanlı soygun haberi.
Mahbushânede koğuş, koğuşlarda ranzalar,
Ağlarsa anam ağlar, kalanı yalan ağlar.
Eşik töreni diye öpülür ayakları,
Unutur karakolda yediği dayakları.
Tek cıgara alacak cebinde yok mangizi,
Oyna şorolom derler, oynatırlar Edisi.
Gangster Damağası, kumpanyasını kurmuş,
Turnanın tellisini baygın gözünden vurmuş.
Şorolosu elinden kahvesini içer de,
Bırakır mı İrfan hiç Edisini içerde,
Kaçarken kaçıracak Köroğlu Ayvazını,
O İrfan canavarı Mehmedi haylazını.
Nâil Sevim — Benzin istasyonu soygunu sırasında 17 yaşındadır. Bir süre önce Shell İstasyonunda çalışmış, soygun planını o hazırlamışdı. Muhakemesi sırasında Sultanahmed Cezâevinin sibyan koğuşunda yatmakta iken, kendisini o koğuşa naklettirmiş arkadaşı Mehmed Edis ile birlikde ve İ. Vural, E. Aladağla takılarak hapishâneden kaçmışdır. Fakat Mehmed Edis gibi gangsterlerin yanında kalmamış, bir yolunu bulup onların elinden de kaçarak İzmit, sonra Kandıra taraflarına gitmiş, ganster İrfan Vural ile arkadaşı Mehmed Edisin öldürülmesinden bir müddet sonra İzmit vâlisine teslim olmuşdur. Bir başka anlatılışa göre de, Zeytinburnunda Emin Aladağ ve Remzi Çetinden, Karagümrük vak’asından sonra onların rızâları ile ayrılıp kaçmışdır.
Mahmud Sarı — Benzin İstasyonu soygunu vak’asında 18 yaşındadır. Sağmalcılardaki Magnezit Fabrikasında işçidir; soyguna arkadaşı Nâil Sevim tarafından sürüklenmişdir. Çok büyük bir para kaldıracaklarını umarken hissesine ancak 500 lira düşmüşdür. Sultanahmed cezâevinden firar hâdisesinde büyükler koğuşunda bulunuyordu, firara katılmadı, yahud katılamadı. Soygundan ne gibi cezaya mahkûm olduğu tesbit edilemedi.
Bu satırların yazıldığı sırada, mart 1972, Emin Aladağ, Remzi Çetin; İsmail Laztürk ve Nâil Sevim cezâevinde bulunuyorlardı. Suçlarının adlî safhası, kaçar hapse mahkûm olmuşlardır tesbit edilemedi.
Mustafa Sezgin — Cihangirde bir mahalle bekçisidir; 1961 yılında iki ayakdaşı ile birlikde Kirkor Tellioğlu adında bir kuyumcu - saatciyi sokakda silâh tehdidi ile soymaya teşebbüs etmişdir. Ayakdaşlarından biri sekiz yıla mahkûm olup Dalaman Cezâevinden kaçmış ve zâbıtaca aranmakda olan 25 yaşında Hüseyin Çelik adında bir hırsız, diğeri de 21 yaşında Necâti Çalık Cihangirde bir berber kalfasıdır, soygun işini de bu genc teklif etmişdir, Kirkorun traş olduğu dükkânda çalışan kötü delikanlı, onun hergün içinde en azdan 200 bin liralık mücevher bulunan bir çanta ile gidip geldiğini söylemiş ve gangsterliğe karar veren bu üç kişi, bekçinin reisliğinde 19 - 20 ocak akşamı kuyumcunun göğsüne tabanca dayayarak elindeki çantayı gasbetmek istemişlerdir. Çantasını vermeyen Kirkor ile mütecavizler arasında bir boğuşma olmuş, zengin kuyumcunun öldürülmesini, bir evden vak’ayı gören bir kadının üzerlerine bir kova su dökmesi önlemişdir. Hırsız Çelik ile berber Çalık’ın ayakları kayarak yere düşmüşler, bekçi Sezgin kaçmış, Kirkor da kurtulmuşdur. Az sonra da halk ve bekçiler tarafından tâkib edilen gangster taslakları yakalanmışlardır. Vak’anın adlî safhası tesbit edilemedi.
Yıldırım Erdoğan — 1966 yılında kiraladığı iki serseri ile birlikde Ankarada bir gece fabrikatör Celâleddin Rodoslu’nun evini basarak beş kişiyi silâhlı ölüm tehdidi ile yere yatırıp 150 bin lira değerinde mücevher gasbeden, bir şehir haydudu; kendisi katilden 13 yıla mahkûm bir cezâevi firarisi, İstanbulda Tahtakalede Bartin Otelinde bulup kandırdığı ayakdaşlarından biri eski bir hırsız, biri de işsiz garib bir gencdir; onları parlak soygun vaadi ile ve otobüsle Ankaraya götürmüş, soygundan sonra da kaldırdığı mücevherleri gizleyerek bir takım bonolar ve senedler göstermiş ve yine aynı yoldan İstanbula yollamışdır, kendisi de mücevherleri Ankaradaki evinde sakladıkdan sonra İstanbula gelmişdir. Soygunda naylon kadın çorabından maske kullanmış olan haydudlar İstanbulda yeni bir silâhlı soygunun projesini hazırlar iken yakalandıkları zaman Yıldırım Erdoğanın 15 bin liralık mücevher kaldırdığını öğrenen diğer iki haydud hayretler içinde kalmışlardır. Bu vak’anın adlî safhası tesbit edilemedi.
Kadir Ülker — 1959 yılında birbiri peşinden tabanca tehdidi ile beş taksi şoförü soymuş ve bundan ötürü kendisine Şoför Gangsteri denilmişdir. Orta mektebden çıkmış, katillik ile önce Şişli Çocuk Hastahânesinde, sonra Heybeliada Sanatoryomunda çalışmışdır. Bir kıza âşık olmuş, onunla imam nikâhı ile evlenmiş, 125 lira kâtiblik aylığı karısını geçindirmeye yetmeyince bu kötü yola sapmışdır. Soygunculukda şoförleri tercih etmesinin sebebini de: “Tabancayı enselerinde görünce hiç zorluk çıkarmadan paralarını ve saatlerini ve sâire kıymetlice şeylerini hemen veriyorlar” diyerek anlatmışdır. Ayrı ayrı yerlerde beş şoför soydukdan sonra karısını alarak Adapazarına kaçmış ve orada tabancasını 735 liraya satarak içinden 50 lira almış, geri kalan parayı karısına harçlık bırakıp rast gele Azdavaya gitmiş ve orada askerlik şubesine tecilli askerlik yapmak üzere müracaat etmişdir; bu suretle zâbıta tâkibinden kurtulacağını sanmışdır, fakat zâbıtaya kendi ayağı ile gittiği şube tarafından teslim edilmişdir. Vak’anın adlî safhası tesbit edilemedi.
Rubi Mücevherci Mağazası Soygunu ve Cinâyeti — 15 şubat 1972 salı günü sabah saat 9 da, Pangaltıda Halâskâr Gazi Caddesinde ermeni asıllı mücevherci kuyumcu Agop Genctürk’ün mağazasına eli silâhlı bir adam girerek, o sabah mağazayı açmış olan kuyumcunun 17 yaşındaki oğlu Abut’u öldürmüşdür. Cinâyet, delikanlının tabanca ile ölüm tehdidi karşısında direnmesi ve gangsterin şaşırarak silâhını ateşlemesi ile işlenmiş ve câni, aynı şaşkınlık içinde mağazadan hiç bir şey alamadan kaçmışdır.
Büyük bir caddenin oldukça kalabalık bir saatinde işlenen cinâyet önce muhitinde, sonra bütün İstanbulda büyük bir heyecan ve dehşet uyandırmışdır.
Vak’a yerinde bulunmuş kırık bir saat camı, İstanbul zâbıtası cinâyet masası şefi Ömer Aygün tarafından dikkatle değerlendirilmiş ve üç gün içinde kaatil ile cürüm ortakları yakalanmışdır; gangsterler Ali Yıldırım, Musa Özdemir adında iki genc ile onların müşterek sevgilileri Saime Haskiriş bir genc kadın olup A. Yıldırım kuyumcu delikanlıyı öldürmüş, M. Özdemir de soyguna teşebbüsde kapuda gözcülük yapmışdır.
Çete reisi A. Yıldırım itirafları arasında: “İstanbulda büyük bir soygun şebekesi kurmak istiyordum” demişdir. Vak’anın adlî safhası tesbit edilemedi
İhsan BİRİNCİ
İrfan Vural
(Resim: Sabiha Bozcalı)
İrfan Vural
(Resim: Sabiha Bozcalı)
Mehmed Edis
(Resim: Sabiha Bozcalı)
Nâil Sevim
(Resim: Sabiha Bozcalı)
Mahmud Sarı
(Resim: Sabiha Bozcalı)
Soldan sağa: Gangster Ali Yıldırım, yamağı Musa Özdemir ve kurbanları Abut
(Resim: Sabiha Bozcalı)
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Sabiha Bozcalı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Yazar/Üreten
İhsan Birinci
Kod
IAM110347
Tema
Diğer
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Emeği Geçen
Sabiha Bozcalı
Tanım
Cilt 11, sayfalar 5982-5988
Not
Görsel: cilt 11, sayfalar 5983, 5985, 5986, 5987, 5988
Bakınız Notu
B.: Gökçınar, Mehmed
Tema
Diğer
Emeği Geçen
Sabiha Bozcalı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.