Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
FULYA AKAYDIN
Müzisiyen, piyanist ve müzik öğretmeni; sanatkâr bir ailenin ikinci kızı olarak 1906 da Kadıköyünde doğdu, kendisinden on yaş kadar büyük olan ablası ünlü kemanı Enîse Can hanımdır. Evleri bir musiki meşkhânesi hâlinde, bir sanat mahfili idi; 6-7 yaşlarında ablasından keman dersleri almaya başladı ve Enîse Hanım kardeşini daha ziyâde batı müziğine teşvik etti, Fulya Hanım, daha 8 yaşında iken o devrin değerli hocalarından italyan asıllı piyanist Oresti Callapatani’nin talebesi oldu ve o küçük yaşından başlayarak zamanımıza kadar, yarım asrı aşan bir devir boyunca piyano önünden kalkmadı. O ilk hocasından sonra, kendisini değerli bir piyanist olarak yetişdirenler sarayın müzik öğretmeni Hege Bey, Seyfeddin Asal ve Cemal Reşid Bey gibi üç üstad oldu. Genç kızlığında Kadıköyünün sanatkâr bir kibar küçükhanımı olarak şöhreti olmuşdu; güzel yüzü, dalgalı saçı, beyaz teni, kuğu gibi uzun boynu, narin endamı ve nihayet o güzel sesi ve piyanoya ayrı bir kişilik veren sihirli parmaklariyle büyük küçük herkesin hürmet ve sevgisini çekerdi.
Böylece bir taraftan özel öğretmenlerle ve konservatuvarda garp müziğine çalışan Fulya Hanım bir taraftan da vakit buldukça evde ablasiyle Türk musikisi ile meşgul oluyordu; evlerinde haftanın bir iki gecesi, muhakkak bir sanat toplantısı olur ve devrin ...
⇓ Devamını okuyunuz...
Müzisiyen, piyanist ve müzik öğretmeni; sanatkâr bir ailenin ikinci kızı olarak 1906 da Kadıköyünde doğdu, kendisinden on yaş kadar büyük olan ablası ünlü kemanı Enîse Can hanımdır. Evleri bir musiki meşkhânesi hâlinde, bir sanat mahfili idi; 6-7 yaşlarında ablasından keman dersleri almaya başladı ve Enîse Hanım kardeşini daha ziyâde batı müziğine teşvik etti, Fulya Hanım, daha 8 yaşında iken o devrin değerli hocalarından italyan asıllı piyanist Oresti Callapatani’nin talebesi oldu ve o küçük yaşından başlayarak zamanımıza kadar, yarım asrı aşan bir devir boyunca piyano önünden kalkmadı. O ilk hocasından sonra, kendisini değerli bir piyanist olarak yetişdirenler sarayın müzik öğretmeni Hege Bey, Seyfeddin Asal ve Cemal Reşid Bey gibi üç üstad oldu. Genç kızlığında Kadıköyünün sanatkâr bir kibar küçükhanımı olarak şöhreti olmuşdu; güzel yüzü, dalgalı saçı, beyaz teni, kuğu gibi uzun boynu, narin endamı ve nihayet o güzel sesi ve piyanoya ayrı bir kişilik veren sihirli parmaklariyle büyük küçük herkesin hürmet ve sevgisini çekerdi.
Böylece bir taraftan özel öğretmenlerle ve konservatuvarda garp müziğine çalışan Fulya Hanım bir taraftan da vakit buldukça evde ablasiyle Türk musikisi ile meşgul oluyordu; evlerinde haftanın bir iki gecesi, muhakkak bir sanat toplantısı olur ve devrin bütün meşhurları katılırdı, Ali Rifat Bey, Lem’i Bey, Seyfettin Asal, karı-koca Fersan’lar, Kemal Niyazi, Erguner, Kemanist İskender o toplantıların müdavimlerinden idi. Enise Hanım’ın eşi Fahri Can’da neş’esiyle bu toplantılara ayrı bir hava katardı.
Fulya Hanım iki evlilik yaptı. Ne yazık ki maddî ve manevî bu kadar güzelliklere sahip olan bu san’atkâr insanın her iki evliliği de olumsuz sonuçlandı. Ancak ilk evlilikten bir evlat kazandı ki dünyaca tanınmış orkestra şeflerinden Pertev yüksek mühendis Akaydın’dır.
1932 denberi profesyonel bir müzik öğretmeni olarak çalışan Fulya Hanım bu alanda pek çok öğrenci yetiştirmiştir. Bunların arasında bestekâr, yönetici, solist hatta ünlü opera artistleri vardır.
1932 yılmdanberidir ki Fulya Hanım İstanbul Radyosunda evvelâ “İnci” takma adiyle ve son senelerce de asıl ismi ile ses sanatkârı ve piyanist olarak çalışmıştır.
Şimdi yaşının kemalinde, san’atının doruğunda sakin bir ömür yaşamaktadır; en önemli işi, bir zamanlar kendisine âdetâ annelik eden yaşlı ablasına bakmak ve onun eşi Fahri Can’ın ölümü ile (1968) gönlüne dolan yas bulutlarını dağıtmaktır.
Aşağıdaki satırlar Şâir Orhan Tokmakoğlu’nundur, Dr. Alâeddin Yavaşça tarafından Nihavend makamında bestelenmişdir:
Füsun serpen sazının dinlesen nağmesini,
Ulaşdırır ruhlara birâlemin sesini,
Lâl olur bütün diller vecd içinde dinlerken.
Yâr dinler, ağyâr dinler, sermest olur gönüller,
Ah susar bezmi canda, can dinler, cânan dinler.
Prof. Dr. Bedi N. ŞEHSÜVAROĞLU
Ünlü keman virtuozu Enîse Can Hanımın hal tercemesini yetkili bir zâtden istemişdik, vaid buyurdular ve evvelâ “Can” soy adı, uzunca bir zaman sonra da “Enîse Can” ismi matbaaya verilinceye kadar vaad edilen yazı elimize gelmedi. Ses Sanatcılar Ansiklopedisinden aldığımız aşağıdaki satırları buraya, hemşîresinin adı yanına koymakdan başka çâre kalmadı:
“Enîse Can - Türk müziği sanatcısı, keman çalar; 1896 da İstanbulda doğdu; eşi Fahri Can 1968 de ölmüşdür, çocuğu yokdur. Dârülelhanın ilk mezunlarındandır. Sanat hayatına 1918 de özel bir konserde başlamışdır. Sonra İstanbul Radyosuna girmişdir ve oradan emekli olarak ayrılmışdır. Çeşidli besteleri vardır. Nişaburek ve Sûzidil saz semâileri eserlerinin en yaygınlarıdır”. (1970).
Fulya Akaydın
(Celâl Esad Arseven’in deseninden)
Tema
Kişi
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Yazar/Üreten
Bedî Şehsüvaroğlu
Kod
IAM110219
Tema
Kişi
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Tanım
Cilt 11, sayfalar 5865-5866
Not
Görsel: cilt 11, sayfa 5865
Tema
Kişi
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.