Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
FARRERE (Claude)
Asıl adı ile Frédéric-Charles-Pierre Bargone (Klod Farrer; Frederik-Şarl-Piyer Bargon), tanınmış Fransız edibi, Türklerin sadık dostu, İstanbulun gönülden âşıkı ünlü romancı, Korsikalı bir ailenin çocuğu ve genç yaşta ölen deniz piyade albayının oğlu olarak 1876 da Lyon’da doğdu. 1894 de Deniz Lisesine girdi. 1899 da mezun oldu.
İlk defa 1902 yılı temmuz ayında Messagerie Maritimes’in “Saghalien” vapuru ile İstanbula geldi. 1903 Eylülünde Pierre Loti (Lucian Viaud) idaresine geçen “Le Vautour” gemisi ile İstanbula ikinci defa gelen Farrére, burada daha uzun bir süre kaldı ve batı kapitalizminin etkisi altına girerek bir çok değişikliğe uğramakla beraber henüz eski karakterini muhfaza eden İstanbulun mistik ve tarihî atmosferine bağlandı. 1904 de ilk eseri olan “Fumées d’Opium” yayınlandı. 1905 de ikinci romanı “Les Civilisés” 108 bin basıldı ve yılın Goncourt mükâfatını aldı. Fakat konusu İstanbulda geçen büyük romanı “L’Homme qui assasine” 1906 da Farrére’e asıl şöhretini sağladı. Bir heyecan ve cinayet romanı olan bu eserinde, kitabın konusunu teşkil eden olaylar zinciri içinde, yer-yer, İstanbulun tarih ve tabiat peyzajları bütün zenginlikleri ile anlatılır. Büyükderedeki yazlık sefaretlerde balolar, Küçüksu mesireleri, Beyoğlu’nun Farreére’in hiç sevmediği kozmopolit cadde ve...
⇓ Read more...
Asıl adı ile Frédéric-Charles-Pierre Bargone (Klod Farrer; Frederik-Şarl-Piyer Bargon), tanınmış Fransız edibi, Türklerin sadık dostu, İstanbulun gönülden âşıkı ünlü romancı, Korsikalı bir ailenin çocuğu ve genç yaşta ölen deniz piyade albayının oğlu olarak 1876 da Lyon’da doğdu. 1894 de Deniz Lisesine girdi. 1899 da mezun oldu.
İlk defa 1902 yılı temmuz ayında Messagerie Maritimes’in “Saghalien” vapuru ile İstanbula geldi. 1903 Eylülünde Pierre Loti (Lucian Viaud) idaresine geçen “Le Vautour” gemisi ile İstanbula ikinci defa gelen Farrére, burada daha uzun bir süre kaldı ve batı kapitalizminin etkisi altına girerek bir çok değişikliğe uğramakla beraber henüz eski karakterini muhfaza eden İstanbulun mistik ve tarihî atmosferine bağlandı. 1904 de ilk eseri olan “Fumées d’Opium” yayınlandı. 1905 de ikinci romanı “Les Civilisés” 108 bin basıldı ve yılın Goncourt mükâfatını aldı. Fakat konusu İstanbulda geçen büyük romanı “L’Homme qui assasine” 1906 da Farrére’e asıl şöhretini sağladı. Bir heyecan ve cinayet romanı olan bu eserinde, kitabın konusunu teşkil eden olaylar zinciri içinde, yer-yer, İstanbulun tarih ve tabiat peyzajları bütün zenginlikleri ile anlatılır. Büyükderedeki yazlık sefaretlerde balolar, Küçüksu mesireleri, Beyoğlu’nun Farreére’in hiç sevmediği kozmopolit cadde ve mağazaları, cami avluları, mezarlıklar, iç içe açılır. 19. Yüzyıl sonu İstanbulunu, o çağın Avrupalısı gözü ile en iyi veren eserlerden biri bu romandır. Romanın edebî çerçevesinin içinde, Türk ekonomisine hâkim olan yabancı ve azınlıklar kapitalizminin tenkidini yapmış olması da, dikkate değer.
1908 ve 1909 da yayınlanan “Mademoiselle Dax, jeune fille” ve “La Bataille” eserleri de aynı yılların Goncourt ödüllerini kazandı.
Farrére önce “Bouvet”, sonra “l’Amiral Aube” gemilerinde bulundu; 1916 yılında Fransız Harbiye Nezaretinin emrine girdi. Her vesile ile İstanbula gelmeye can atıyordu. 1911 de Beyrouth’a giderken yine büyük şehre uğradı ve Kandillide kaldı.
1914 ile 1918 arasında Birinci Cihan Savaşının Avrupayı ateşe boğduğu yıllarda, dünya, medeni cesaretin, dostluk ve bağlılık duygularının pek ilginç bir örneğini, Türkler ise soylu dostlarının göz yaşartan ve cesaret veren bir işaretin igördüler: Türkiye Fransa ile savaş halinde olduğu halde, birer asker olan Loti ve Farrére yazıları ile, konuşmaları ile şiddetle Türkleri savunmakta ve Fransanın Doğudaki büyük, asîl ve tarihî dostuna karşı yaptığı hatâdan bir an önce dönmesi için ısrar etmekte idiler. 1919 da Farrére emekliye sevkedildi.
Cihan Savaşından sonra Türkler asıl ölüm kalım savaşlarına giriştiklerinde, Farrére Türkiyeye geldi. Kendisine Savaş sırasındaki dostluğuna karşı halkın ve aydınların yaptığı tezahüratı gören Fransız yüksek Komiseri General Pellé, onu, Anadoluya geçerek Mustafa Kemal Paşa ile görüşmeye teşvik etti.O sıralarda Anadolu hareketine karşı yumuşak bir politika izleyen Fransız Cumhuriyet Hükûmetinin de bu temasda bilgisi ve isteğinin bulunduğunu tahmin etmek zor değildir.
Farrére, Joubert Kumandasındaki bir Fransız destroyeri ile İzmit’e geçti. Orada Gazinin yolladığı özel bir tren kendisini Adapazarına götürdü. Sakaryada savaş henüz kazanılmıştı. Mustafa Kemal Paşa kendisini askerî törenle karşıladı. Farrére hatıralarında, bu kabulü ve izlenimlerini anlatır. Bunlardan anlaşılacağı gibi, ünlü romancının, yeni Türkiye’nin kurucusu ile münasebetlerindeki ilk zıddiyet ve dramın tohumu, daha bu görüşmede tarlasına düşmüş olur: Sadece egzotizme düşkün olan ve ulusal menfaatlerin gerektirdiği sosyal operasyonları anlamayan yabancı, Mustafa Kemal’in keskin ve azimli çehresini ve ateşler içinde yoğrulan iradesini yadırgar ve daha önce kendisini kabul etmiş olan Halîfe Mecid Efendi’nin Çamlıcadaki köşkünü, çevresini ve saltanatını özler!
Kurtuluşu izleyen yılların devrimleri ve reformları, Farrére ile yeni Türkiyenin yönetici kadrosu arasındaki mesafeyi daha da açtı. Comte de Chambrun’ün Ankarada Büyükelçi bulunduğu yıllarda ve onun tavsiyesi ile, İçişleri Bakanlığının Türkiyeye gelmemesi yolundaki bir mektubunu almamış gibi, yola çıkarak yeni Ankara’yı görme merakını tatmine çalıştı. 1930’da General Gouraud ile Seddülbahir’e gelerek kendisinin de çalıştığı ve daha sonra Çanakkale savaşlarında batan ve “Le Bouvet” zarhlısının ve Fransız ölülerinin hâtıralarını anma törenine katıldı. 1931 Martında Hugo Arditty tarafından davet edildi, İstanbul ve Ankarada konferanslar verdi. Sosyal reformlar ve kadın hakları konuları ilgisini çekmekte idi. 1934 te yayınladığı “Les Quatre Dames d’Angora” Romanı bu seyahatin mahsulüdür. 1935‘de Louis Barthou’nun yerine Fransız Akademisine üye seçildi. İstanbula gelen bir turistik kruvaziyer’e katılıp, burada Çanakkale hakkında bir iki konferans verdikten sonra, İstanbula son gelişi, 1950 ağustosundadır. Ankara vapuru ile gelen yaşlı romancı Türkiyenin Fransız kültürüne yakın çevrelerince iyi bir kabul ile karşılandı. Yine Kandillide Kont Ostrorog’un yalısına indi, fakat sahildeki aşı boyalı asıl yalıda değil, yukarıdaki sette, bir çınarın altındaki beyaz boyalı küçük evde oturdu ve kendisini ziyarete gelen sayısız hayranları ve okuyucularına, anılarını anlatmak ve resim ve eserlerini imza etmekle günlerini geçirdi.
21 Haziran 1957‘de Paris’de vefat etti.
Val de Grâce Hastahanesinde 26 haziran 1957‘de yapılan törende Mareşal Juin başta olmak üzere general ve amirallerle birçok yazarlar, Türk ve Japon elçileri ve dostu Reşid Saffet Atabinen hazır bulundu. Cenazesi Sainte -Foy-lès-Lyon’a götürüldü.
Başlıca eserleri:
Fumées d’Opium (1904) — Les Civilisés (1905) — L’Homme qui assasina (1906) — La Bataille (1909) — Les Petites Alliées (1911) — Thomas l’Agnelet (1913) — Dix sept histoires de marins (1914) — La dernière déesse (1920) — Les Hommes nouveaux (1923) — Les condamnés à mort, combats et batailles sur mer (1925) — Cent millions d’or (1927) — L’autre coté (1928) — La marche funébre (1929) — Loti et le Chef (1930) — Shahrâ Sultane et la Mer (1931) — L’Atlantique en rond (1932) — Les quatre Dames d’Angora (1934) — L’Inde perdue, le quadrille des mers de Chine (1935) — Sillages, Mediterranée et Navires (1936) — Forces spirituelles de l’Orient (1937) — Le grand drame de l’Asie (1938) — La onziéme heure (1940) — L’Homme seul (1942) — La sonate héroique (1947) — La sonate tragique (1950) — La sonate à la mer, l’Election sentimentale, le Traître (1952) — Les petites cousines (1953).
Çelik GÜLERSOY
C. Farrère’in 1922 haziranındaki Türkiye ziyâreti İstanbul gazeteleri tarafından günü gününe ve adım adım tâkib edilmiş ve gazetelerin birinci sayfalarında bu ziyâret için özel sütunlar yapılmışdı.
Claude Farrére İstanbula, dolayısiyle Türkiyeye son defa olarak 1950 yılının ağustos ayı başlarında geldi ve Kont Ostrorg’un Boğaziçinde Kandillideki yalısında misâfir oldu. Kendisini Cumhuriyet Gazetesi adına ziyâret eden Metin Toker şunları yazıyor:
“Kont Ostrorog’un, Boğaziçinin bu küçük ve şirin köyündeki, sırtını tepeye dayamış, ahşab, tertemiz evinin sofasında rahat bir koltuğa yerleşmiş oturan bu adam, muhakkak ebedî gençlik iksirinden içmişti. Bembeyaz sakalı, bembeyaz saçları, iki büklüm olmuş iri vücûdüne rağmen içinde, harâreti hâlâ dışarıya kadar vuran bir muazzam ateş yanıyordu. Her sözünde, her hareketinde bu ateşin emârelerini görmek kabildi. Üzerinde beyaz bir bahriyeli elbisesi, ayaklarında üstü açık, bezden, gene beyaz, çarık tertibi ayakkabılar vardı. Önünde bir masa ve köylü sigarası bulunuyordu; siyah ağızlığa da bir sigara takılmıştı.
“Yetmişin bir hayli üstündeki yaşına rağmen pırıltılarını kaybetmiyen gözleri ışıl ışıl yanıyordu. Sesindeki canlılık, kendisini dinliyenlerde âdeta ürpertiler uyandıracak kadar fazlaydı. Bir hayli yüksek sesle ve elleriyle hareketler yaparak konuşuyordu...”
Aşağıdaki satırlar Türk dostu büyük Fransız yazarının o gün Metin Toker ile konuşması arasından alınmışdır:
“Türkiyeyi ve Türkleri nasıl seviyorum bilseniz... Dünyanın en iyi insanlarısınız; 1902 den beri defalarca geldiğim memleketinizde bunun türlü delillerini gördüm ve hepsini, hayatımın en tatlı hâtıraları olarak saklıyorum. Bir gün mekteblerinden çıkan çocuklarınıza rastladım. Yeryüzünün bütün çocukları gibi çantaları ellerinde, hoplaya zıplaya, neşe içinde cıvıldaşarak sokağa boşanan yavrular... Az ileride bir kahve vardı ve orada aksakallı ihtiyarlar oturuyordu. Çocuklar gittiler ve onların ellerini öpüp, başlarına koydular. Belki dedeleriydi, belki değil. Fakat bu hareketi öyle asîl bir şekilde yaptılar ki, gözlerimin yaşardığını hissettim.
“Ya cesaretiniz; o harikulâde kahramanlığınız! Sizden kat kat kuvvetli düşmanlarınızla merdce vuruşmanız! Her şeyi bırakınız, sadece bunlar bir insanı ömrü boyunca size bağlamağa yeter.
“Aziz dostum ve büyük dostunuz Pierre Loti ile beraber Balkan harbi sıralarında Edirnenin mutlaka size verilmesi gerektiği yolunda yaptığımız mücadelelerden bu yana çok zaman geçti. Loti ölüm döşeğinde idi, bana, git, demişti, Edirneye git ve Sultanselim camiinde beni hatırla. Gittim. Gittim ve orada size bir kat daha bağlandığımı hissettim. Beni tanıdılar ve hocalar, o mubarek yerde, Allahın şefaatinin benim, sizin dininizden olmayan benim üzerimden hiç eksik olmaması için dua ettiler. Bütün mü’minlerle beraber âmin derken, boğazıma hıçkırıkların düğümlendiğini hissediyordum.
“Aradan yine seneler geçti. Beni artık unuttuğunuzu zannediyordum. Bundan daha tabiî de bir şey olamazdı. O günleri yaşamıyan sizlerden müteşekkil yepyeni bir nesil meydana gelmişti. Ama, aranızda bulunduğum şu birkaç gün içinde bana gösterilen sıcak misafirperverlik.. Oh, bu hakikaten harikulâde bir şey!
“Ahşab evleri, dar sokakları, yaşmaklı, feraceli kadınları ile şarkın esrarlı güzelliği içindeki pitoresk İstanbulu elbet ki arıyorum. Fakat Atatürk’ün yaptıklarına da hayrânım. Bütün pitoresk sevgime rağmen bunu başarmıya mecbur olduğunuzu kabul ediyorum. Artık tahta evler, dar sokaklar içinde, yaşmaklar ve feraceler arasında yaşayamazdınız. Onları gene de aramıyor değilim ama... Ne yaparsınız, dünya dönüyor.
“Dünyaya kendinizi gereği gibi tanıtmanız için yabancıların gelip buraları görmesi lâzım. Türkiyeye turist celbi için yapacağınız çok şey var. Ama bakın şu tepelere... çıplak... nerede eski korularınız? Yapacağınız çok şey var, ama yapmamanız gereken bir şey var: Ağaçları kesmeyiniz!.. Bu izin gibi bir millete hiç yakışmıyor!..” (M. Toker, Cumhuriyet, 13 ağustos 1950).
Büyük dosta İstanbulu bu son ziyâreti sırasında İstanbul Ansiklopedisinin ilk baskısının üç cildi R.E. Koçu’nun imzâsı ile ve posta ile takdim edilmişdi ve İstanbuldaki Fransız hâtıraları için, İstanbul Ansiklopedisinin kendilerine dâima açık olduğu bildirilmişdi; büyük yazardan şu mektubu aldık (Muzaffer Esen tercemesi):
“Kandilli, 31 ağustos 1950
Azizim efendim,
Bana göndermek lûtfunda bulunduğunuz bu güzel ve kıymetli İstanbul Ansiklopedisinden dolayı size daha çabuk teşekkür etmek isterdim, fakat bende adresiniz yokdu, onu ancak dün elde edebildim.
Hududsuz hayranlığımı canlandıran bu gönderiş vesîlesi ile samimi minnettarlığımı ifâdeyi her şeyden evvel şiddetle arzu ediyorum. Bu, muâsır Türkiyenin muhtac olduğu muhteşem bir teşebbüsdür. Bunu daha evvel elde edememiş olmanın hüznü ile sizi tâkib ediyorum.
Artık size sonsuz teşekkürlerimi ve en candan hislerimi temin etmekden başka benim için yapacak bir iş kalmamışdır azizim efendim.
C. Farrére.”
Claude Farrère
(Resim: Sabiha Bozcalı)
11 haziran 1922 pazar tarihli ve 361/3389 numaralı Tevhidi Efkâr Gazetesinde Claude Farrere sütunu. Gazetenin altı sütunluk sayfasında hergün sol başta iki sütunu Türk dostu edibin ziyaretine tahsis edilmişti. Yazılar: Yukarıda band içinde “Klod Farer İstanbulda”; onun altında “Altıncı Gün”, onun altında da üç satır halinde: “Dostumuz muhâcirlerimizi teessürle ziyâre etti, Klod Farer, mazlum ve malûl müslüman mahâcirlerini ziyâretten sonra Yunanlılara karşı büyük bir hissi nefret duymuştur.”
Claude Farrère’in R.E. Koçuya 31 Ağustos 1950 tarihli mektubu
Tercemesi metin içindedir.
Theme
Person
Contributor
Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Çelik Gülersoy
Identifier
IAM100568
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Sabiha Bozcalı
Description
Volume 10, pages 5510-5514
Note
Image: volume 10, pages 5510, 5512, 5513
Theme
Person
Contributor
Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.