Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ENSTİTÜTRİSLER, MÜREBBİYELER
İkinci Abdülhamid devri sonlarında İstanbulun hemen bütün büyük konaklarında kız ve oğlan torunlara bir mürebbiye tutmak, yetişkin kerîmelere mutlaka bir enstitütrisi şakak lâlesi etmek modası alıp yürümüştü.
Vapurlarda, trenlerde, tünelde, Caddeikebirde, büyük mağazalarda; Efijeni, Şpigel, Kalivrusi gibi lüks terzihanelerde; dişçi Heyde’lerin, Barri’nin, Çami’nin bekleme salonlarında; hele Paris’in, Viyana’nın moda gazeteleri alınan Vays’ın, Kayl’ın kitapçı dükkânlarında, Fransızcadan gayri tek kelime sarfetmemek, alafrangalık düşkünlerince âdet olmuştu.
Bonmarşede tezgâhtarların avazı kulakları doldurur :
— Trois quarts, à la caisse! (truva kart ala kes)
— Quarante piarstres!.. (Karant piyastre)
— Niko, servez madame! (Niko, serve madam)
Pazar Almana girip : “Oyuncak bir çiftlik takımı” derken, derhal :
— Au premier étage! (o promiye etaj) ı dayarlar; çocuk eşyası mağazası Vapilyon’a dalıp kukulete isteseniz :
— Capuchon? (Kapüşon) mu diye sorarlar; Galatasaray dönemecindeki şekerlemeci Ankopulo’da, yemiş şekerlemesi alacaklara,
— Oui, des fruits glacés (Vuy.. de früvi glâse) cevâbını yerleştirirler; Yâni Birahânesinde : “Un bock!” (Ön bok) demeyenin önüne kallavi bira bardağını koymazlardı.
Kitapçı Depasta biraderlerin bitişiğindeki köşede, işportası göğsüne asılı, teneş...
⇓ Read more...
İkinci Abdülhamid devri sonlarında İstanbulun hemen bütün büyük konaklarında kız ve oğlan torunlara bir mürebbiye tutmak, yetişkin kerîmelere mutlaka bir enstitütrisi şakak lâlesi etmek modası alıp yürümüştü.
Vapurlarda, trenlerde, tünelde, Caddeikebirde, büyük mağazalarda; Efijeni, Şpigel, Kalivrusi gibi lüks terzihanelerde; dişçi Heyde’lerin, Barri’nin, Çami’nin bekleme salonlarında; hele Paris’in, Viyana’nın moda gazeteleri alınan Vays’ın, Kayl’ın kitapçı dükkânlarında, Fransızcadan gayri tek kelime sarfetmemek, alafrangalık düşkünlerince âdet olmuştu.
Bonmarşede tezgâhtarların avazı kulakları doldurur :
— Trois quarts, à la caisse! (truva kart ala kes)
— Quarante piarstres!.. (Karant piyastre)
— Niko, servez madame! (Niko, serve madam)
Pazar Almana girip : “Oyuncak bir çiftlik takımı” derken, derhal :
— Au premier étage! (o promiye etaj) ı dayarlar; çocuk eşyası mağazası Vapilyon’a dalıp kukulete isteseniz :
— Capuchon? (Kapüşon) mu diye sorarlar; Galatasaray dönemecindeki şekerlemeci Ankopulo’da, yemiş şekerlemesi alacaklara,
— Oui, des fruits glacés (Vuy.. de früvi glâse) cevâbını yerleştirirler; Yâni Birahânesinde : “Un bock!” (Ön bok) demeyenin önüne kallavi bira bardağını koymazlardı.
Kitapçı Depasta biraderlerin bitişiğindeki köşede, işportası göğsüne asılı, teneşir horozu kılıklı rumyoz çikolatacı :
— Shocolat, chocolat!.. (Şokolâ.. şokola..) diye gırtlap paralar; piyanocu Komendinger’in önünde bekleyen hamallar, gelen geçene,
— İsi müsü, madam! (İsi müsü, madam) diyerek kapıyı gösterir; Tüneldeki turnike memurları,
— S’il vous plait! (Sil vu ple) yi mırıldanarak fişi alırlardı.
Bu frenkçe salgını Beyoğlu Doğruyolundan İstanbul’un belli başlı konaklarına da sirayet etmişti. Hemen hemen hepsi birbirlerile yarışta. Torunlara, kerimelere, mahdumlara bir enstitütris tutmak sevdasında idi.
Tünelin perdesi inik köşesinde, vapurların yan kamaralarında, vagonların bölmelerinde, mesire piyasalarına katılmış arabalarda, sandallarda, sayfiye tiyatrolarının localarında, şatafatlı küçük hanfendilerin yanında mutlaka bir matmazel bulunur, fanfin fanfin ötüp dururlardı.
Modaya uymak, yar ve ağyardan geri kalmamak kaygusuna dayanan enstitütris tedariki, kolaycacık olmazdı. Önce hayli düşünülür, zihin yorulurdu; evin direği hazretin zendost mizaçlığı, baldız ortanca hanımefendinin erkeği enişte beyin hâlâ içi ölmemişliği, büyük kerimenin kocası damad beyin tek durmazlığı, delikanlı mahdumun ele avuca sığmazlığı hesaba katılırdı. Bütün mahzurların incesi ipe, kalını çöpe dizilirdi.
Yaşlı hatunlar, emekdar dadılar, tayalar çeneleri veriştirirler:
— Ayol çıldırdınız mı çocuklar? Evimizin beti bereketi gider, tadı tuzu kaçar, aramıza melâikeler giremez.. Aklınızı denk alın, son pişmanlık fayda etmez!.. derlerdi; ve o körolası görenek yine de hükümfermâ olurdu.
Karar verildi mi, Nemse ve Leh kırması, bohçacı madamlara, Rızapaşa Yokuşunun alt başındaki Çorapçı Hanımın yahudi tezgâhtarlarına, Sultanhamamındaki “Gün Doğdu” mağazasının kasadarı Madam Şapirere, Vapılyon ticârethânesinin kara kuru vandözüne baş vurulup reyleri alınırdı. Hepsinde ayni cevab :
— Şişhâne Karakolu yokuşunda Enternasyonal, Okçu Musa Caddesinde Matmazel Karolin, Asmalımescidde Madam Filomen “Büro dö plasöman” larına gidiniz!..
Alâ amma Galatada, Beyoğlunda öyle her sokağa dalıp falan filân madamanın evine gitmek mümkün mü? Polisler, hafiyeler :
— Muhadderatı İslâmiyenin buraya girişinden maksadı acaba ne ola? diye bir balmumu yapışdırırlar.
Binaenaleyh, Beyoğlunda vaktile çarh çevirmiş, ununu eleyip eleğini asmış, uzak akrabadan veya bendegândan bir apikoya iş havale edilirdi.
Evin baş hatunu gizlice kulağını büker:
— Lâf aramızda, sakın ha akça pakça, fingirdek bir kokona olmasın, kart, çehre züğürdü olsun! derdi.
Matmazel, doğrudan doğruya gelinlik kerîme hanfendilere tutuluyor ise onlar da gizlice tenbih ederlerdi:
— Yaşlı, biçimsiz, kılık kıyafetsiz birini seçip getirmeyin kuzum... öylesini yanımıza alıp da şuraya buraya çıkamayız.. el âleme maskarı mı olacağız? Tazeden gayrisini kat’iyen istemeyiz!..
— Bu zâti şerif, dediğim idarehaneleri boylar, sandalyaya kurulup esirci kör İbrahimde çerkes odalık seçer gibi karşısına çıkarılanları inceden inceye süzer, göz kestirdiklerine yılışır, yarenliğe girişir, nihâyet birini peyleyip, peşine katıp getirirdi.
Bu takımın gençlerinin azâmetinden geçilmez, ayağının üstüne atıp herkesin burnuna sokar, evde delikanlı melikanlı yoksa bavulunu getirmek bahânesile hemen kirişi kırar, şayed varsa karar kılar, tâzelere de bilmedikleri neler öğretirdi.
Bu kategorinin Almanca için tutulmuşlarına gelince, hepsi sarıya boyalı saçlı, gaga dilli, kepçe elli, salapurya ayaklı, Bükovina yahudisi kartolozlar, sofrada ortaya konanı kıtlıktan çıkmışçasına sömürürlerdi.
Üçüncü tabaka enstitütrisler frenkçeyi yarım yamalak, çetrefil çetrefil söyliyen, Yenişehirin, Papasköprüsünün rum kokanaları ile yayık dilli, bir kulakdan bir kulağa ağızlı, suratı çillerle ve çiçek bozuğu ile pıtırak Kuledibi, Hasköy, Balat poliçaları idi ki ayda 5 mecideyeye fit olurlardı. Sofraya oturunca hepsi sanki kuzu yemiş, hiç bir yemeğe el sürmezler; sebebi “turfa”, “kaşer” mes’elesi. Etlere, sağ yağlılara karşıdan yutkunurlar, zeytin yağlılara tırpan atarlar; bulunmazsa, kuru çirozu, zeytini, turşuyu ekmeğe katık ederlerdi.
Sermed Muhtar ALUS
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Sermed Muhtar Alus
Identifier
IAM091095
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 9, page 5127-5129
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.